Sevdiklerimizin üzerinde, sevinçlerini paylaşmak ve mutluluklarını çoğaltmaktan başka hiçbir etkimiz yok, içlerindeki can, kaygı dolu tutkunun acılarıyla kıvranırken ve kederle sarılırken, yüreklerine bir damla su serpebiliyor muyuz acaba ?
Bu efkâr, daha çok, kendi kişiliksizliğimizle ilgili içsel bir kaygı, kıskançlık ile iç içe, aptalca bir kendini beğenmişliğin kışkırttığı bir aşağılık duygusu değil midir ? Mutlu edemediğimiz insanların mutlu olduklarını görüyoruz ve buna dayanamıyoruz.
Neşesizlik,tıpkı atalet gibidir, çünkü bir tür atalet durumudur. Doğamız hep neşesizliğe bağlı kalır, ama buna rağmen bir kez kendimizi toparlamak için gereken gücü bulduk mu, işlerimiz kolayca elimizden gelir ve çabalarımızdan gerçek bir zevk duymaya başlarız.