-Tahmin ediyor musun? -dedi.
Stepan Arkadyiç, ince bir gülümsemeyle Levin’e bakarak:
-Tahmin ediyorum, ama konuyu açamıyorum. Doğru tahmin edip etmediğimi de burdan anlayabilirsin,-dedi.
Levin titrek bir sesle ve yüzündeki tüm kasların oynadığını hissederek:
-E, ne diyorsun peki? -dedi. - Bu konuya basıl bakıyorsun?
Stepan Arkadyiç, bakışlarını Levin’den ayırmadan ağır ağır içkisini yudumladı.
-Ben mi? -dedi Stepan Arkadyiç. -Bundan başka hiçbir şey istemezdim. Bu, olabilecek en iyi şey.
-Fakat yanılıyor olmayasın? Neden söz ettiğimi biliyor musun? -dedi Levin, gözlerini Stepan Arkadyiç’e dikerek. -Bunun olabileceğini düşünüyor musun?
-Olabileceğini düşünüyorum. Hem neden olmasın?
-Hayır, sahiden bunun olabileceğini düşünüyor musun? Hayır, ne düşünüyorsan hepsini söyle bana! Ya beni ret cevabı bekliyorsa? Ben eminim ki…
Stepen Arkadyiç Levin’in heyecanı karşısında gülümseyerek:
-Neden böyle düşünüyorsun?-dedi.
-Zaman zaman bana öyle geliyor. Zaten bu, benim için de onun için de korkunç bir şey olur.
- Ne olursa olsun, bir genç kız için korkunç bir şey yok bunda. Her genç kız evlenme teklifi almaktan gurur duyar.
-Evet her genç kız, ama o değil.
Stepan Arkadyiç gülümsedi. Levin’in bu duygusunu ve Levin için dünyadaki bütün genç kızların iki türe ayrıldığını öyle iyi biliyordu ki. Bu iki türden biri, dünyada onun dışında bütün kızlardı ve bu kızlar insana özgü bütün zatıflıklara sahip çok sıradan kızlardı; diğer tür ise tek başına oydu ve o, hiçbir zayıf yönü olmayan, tüm insanlardna kat kat üstün bir kızdı.