Bilmen gerek, ne sevginin Tanrısı ne de seven bir Tanrı doğmadı daha. Şimdi yakar Tanrıya ki günahlarının bağışlanması için ateşe boğsun seni. Dolan kendine ki kan aksın terinden.
Nasıl, konuşmak mı istiyorsun? Buna izin veremem, yoksa en sonunda benim ruhum olduğunu söylemeye başlarsın. İyi ama sen benim ruhum değilsin. Sen çıplak, hiç-Ben'imsin, kendini değersiz görme hakkını bile yadsınamayacağı nahoş varlık.
Tanrı yükseldiğinden ve her nerede olursa olsun kızgın göklere yayıldığından ve her ne yapıyorsa -tam olarak bilmiyorum ne yaptığını- onu yapmaya başladığından beri birbirimize bağımlıyız. O halde kendini geliştirmeyi düşünmeye başlaman gerek, yoksa birlikte sefil bir yaşamamız olur.
Karşı çıkıyorum. Bu halimi, boş bir hiçlik olmayı kabul edemem. Neyim ben? Adım ne? Ben'imin hep var olduğunu farz ettim. Şimdi ise önümde duruyor. Ben'imin önünde ben. Seninle konuşuyorum, Ben'im:
Bizde de tek doğru yok. Tersine, çok ilginç, tuhaf bir şey oldu: karşıtlar birleştikten sonra, beklenmedik ve anlaşılmadık bir şekilde, başka hiçbir şey olmadı. Her şey yerli yerinde kaldı, huzur içinde, yine de bütünüyle devinimsiz ve yaşam bütünüyle durgunlaştı.