O telaşla, bırakın Paris yolunda ılık rüzgârlara taratmayı
saçlarımızı,
Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz..
Gözümüzle saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
"Belki en güzel yılın olur bu. Yaraların kabuk bağlamaz, hayat buna izin vermez. Ama korkma. Onları nasıl saracağını daha iyi öğrenirsin belki. Gittiğin her şehir kucaklamayabilir, yine de bilirsin ki döndüğünde seninle sohbete oturacak bir evin var burada. Gidenlerin gülüşleri aklına düşer, kimsenin sesini unutmazsın, öfkeye yenik düşmez anıların. Gün konuşarak doğar, gece sessizlikle batar. Belki yaz erken gelir. Olur ya, her yürüyüşünde, insanların önemsiz bulduğu o küçük anlardan birine rastlarsın yol kenarında. Saatine her baktığımda duvarlar kaybolur. Belki de bu yıl en güzel yılın olur."
Ben mantığıyla hareket edebilen kızlardan değilim. Bu konuda Müjde Ar‘dan bile gurursuzumdur, Türkan Şoray olmayı hep başkalarına bırakırım. Tabii Türkan Şoray olmayı seçen kızlar, filmin sonunda hak ettikleri temiz sevgiyi bulurken, ben zavallı bir Müjde Ar müsvettesi olarak-üstelik göğüslerimde hiçbir vakit onunkiler kadar dolgun olmamıştır- filmin bittiğinde, “Son” yazısı yüzümün üstüne düştükten sonra bile ağlamaya devam ederim. 
Bir araştırma yapmışlar; bir sürü çocuğa ev resimleri çizdirmişler. Bacasından duman tüten ev çizen çocukların aslında aile özlemi çeken çocuklar olduğu ortaya çıkmış.