Uzun süredir incelemesini yazmak istediğim fakat ne yazık ki yoğunluktan fırsat bulamadığım bu güzel kitabın incelemesini sonunda yazıyorum. Öncelikle ilk defa Goethe’nin bir kitabını okuyorum. Bu kitabı okumak istememin ilk sebebi yazarın da benimle aynı karakterde olan bir savunucu olmasıydı. Savunucu kişilik dünya nüfusun %1 den azını oluştursa da artan nüfus ve farkındalık ile birlikte sayısı giderek artmakta. Goethenin de bu kişiliğe sahip olduğunu görünce hem kendimi tanımak hem de savunucu kişiliğe sahip bir yazarın kaleminden bir eser okumak için hemen okumaya başladım. İyi ki de okumuşum. Kitabı çok melankolik bir durumda okumamanızı öneririm çünkü gerçekten gerek dili gerek sanatsal süsü ve aynı zamanda konusuyla insanı ilk sayfasından itibaren bambaşka bir duygu durumuna sokan bir kitap. Kitapta sık sık kendi düşüncelerimin yansımasını buldum. Toplum hakkındaki yaptığım analizleri, toplum baskısı ve ön yargı hakkındaki tutumumu, hak ve özgürlüklerin önemi… Yazar kitapta bu konuları bir gencin yazdığı mektuplar ile okuyucuya öyle güzel geçiriyor ki okurken büyülenmemek mümkün değil. Hayatını insanları anlamaya çalışarak ve onlara hak vermeye çalışarak geçirirken birden platonik bir aşka tutulan bu genç hem kendini ararken hem de aşkına sahip çıkmaya ve ondan vazgeçmemeye çalışırken resmen gözlerimizin önünde ölüp gidiyor. Bu kitabı herkes okumalı. Bu kitap gerçekten bir ders kitabı. İnsanları yargılamamayı, empati yapmayı, önyargıyı bırakmayı, başkasının acılarını küçümsemeyi ve söylediğimiz her cümlenin bir insanın hayatını en çok da dünyayı etkileyecek bir öneme sahip olduğunu bilerek devam etmeliyiz hayatımıza. Hayatım boyunca unutmayacağım bir kitap olacak ve Goethe… seninle tanıştığım için ve aynı yolda savaştığımız için çok gururluyum. Daha güzel bir