" Soru sormakla kıyamet günü arasında pek çok benzerlik vardır. Soru sormak bir taşı harekete geçirmek gibidir. Bir dağın tepesinde öylece oturduğunu düşün; taş başlar yuvarlanmaya ve öteki taşları da harekete geçirir; çok geçmeden , taşlardan biri evinin arka bahçesinde oturan kendi halinde ( hem de en son akla gelebilecek) bir adamcağızın tepesine iniverir, ailesi de dımdızlak ortada kalır. Yok efendim, ben ilkemden şaşmam: Birinin canı burnuna gelmişse ona fazla soru sormayacaksın."
İkisi de sözcüklerini harcarken cimrice davranmak huyuyla kutsanmış olduğundan flörtleri uzun sürdü. Genç içindeki eylemleriyle dışa vururken kızın kendini ifade biçimi sükunet, kontrol ve gözlerindeki aşk parıltılarıydı ki kalbinde yazılı sözleri bunca açık biçimde orada ortaya koyduğunu fark etse, masumiyetinin mahcubiyetiyle bunu da bastırırdı. Onlara göre, " canım" ve " sevgilim" lafları karşısındakine erkenden söylenemeyecek ölçüde mahrem olduğundan , çoğu çiftten farklı olarak bu tür aşk hitaplarıyla birbirlerinin duygularını etkilemeye çalışmadılar. Akşamları birlikte yürümekten duydukları hoşnutluk veya yıldızların zayıf şavkı altında birbirlerinde çekingenlik ve rahatsızlık yaratacak ölçüye varmayan ışıltılar saçan gözleriyle tek laf etmeden, birbirlerine bakmaktan başka bir şey yapmadan, bir saat boyunca parktaki bankta yan yana oturmaktan hissettikleri mutluluk , uzunca bir süre boyunca onlara yetti.