Vasatların Dayanışması ve Bir Çığlık
1 ay önce
Sakarya’da sanat ve özelde de film sanatı üzerine yaptığımız programlara katılıp önemli katkılar yapan, aslında siyasi anlayış ve hayat görüşlerimiz açısından epey karşıt olmamıza rağmen çok saygı duyduğum bir cerrah kardeşim “Hocam, havarisi olmayan İsa’ya deli derler!” demişti bir dersimizde. O günden beri düşünürüm bu meselenin doğruluk payını… Deli sayılmamak için havarilerin çokluğuna tutunmak ya da havarilerin çokluğu ile kendini İsa ilan ettirmek! İkisi de eş derecede vahim değil mi?
“Bizim” kelimesini her yazdığımda, genelde tırnak içinde kullanma sebebim, “bizim” tabirine kolay adapte olamıyor olmamın yanında, ama ondan da çok, bir “bizim” bulmaktaki zorluğum oluyor aslında. Ülkenin kültür-sanat-sinema camiasının hem en içinde hem de şahsi seçimim gereği çeperinde duruyorken her zaman denk geldiğim şey, sinemayı en az benim kadar seven o cerrah kardeşimin sözlerinin acı verici doğruluğu oluyor maalesef. Yazarımız, çizerimiz, sanatçımız, şairimiz, politikacımız, akademisyenimiz, velâkin aklımıza kim gelirse, hemen herkes, her şeyden önce bir havari kümesi oluşturmaya çalışıyor ve havari olmayanlar için “ya sev ya terk et!”ten başka bir seçenek bırakmıyor.
Bu ülkede, özellikle “tırnak içindeki bizim” camiada kültür-sanat alanlarında yapılan işlerde genelde hâkim olan şeydir vasatlık. Bu vasatlık, korkunç bir sürü mantığıyla birlikte yürür. Zira bir sürüye dâhil olmadığında hiçbir şey olduğunun kurnazca bilincinde olanların tutunması gereken daldır vasatlar sürüsü… Bu yüzden de vasatlar sürüsü, rant edinimlerinin sürekliliği için, birbirine havarilik etmeye mecburdur. Ortaya çıkansa, korkunç bir cehaletin yönlendirdiği özgüven kılıfı altındaki eziklik ve bitmeyen aşağılık kompleksi olur genellikle.
Bunları neden