“... Şu var ki, benim paylaşmadığım, tam da bu idealdir. Duvarlardaki söz, ister üst kesimden olsun, ister alt kesimden, herhangi birisinin iradesinin dayattığı, onu görmemezlik ya da algılamamazlık edemeyecek bütün öteki kişilerin gözüne gözüne soktuğu bir sözdür. Şehir her zaman iletiler aktarımıdır, her zaman söylemdir, ama bu söylemi insanın yorumlamak, düşüncelere ve sözlere çevirmek durumunda olması başka şeydir, bu sözlerin kaçış yolu olmaksızın ona dayatılması başka şey. İster otoriteyi yücelten yazıt, ister saygınlığı yıkıcı hakaret, hep insanın kişisel olarak seçmediği bir anda üzerine çöküveren sözcükler söz konusudur ve bu, saldırıdır, keyfiliktir, şiddettir.”
"gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak
sen bir şehir olmalısın ya da nar
belki granada, belki eylül, belki kırmızı
gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
çok idil, çok deniz, çok rüzgar..."