Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Metafizikle bu dünyanın bilgisinden hareket ederek Tanrı kavramına ve emin çıkarımlarla Tanrının varoluşunun kanıtına ulaşmak ise olanaksızdır; çünkü bizim, bu dünyanın olabilecek en yetkin bütün olduğunu bilmemiz, dolayısıyla bu amaç için (onu karşılaştırabilmek için) olabilecek bütün dünyaları tanımamız, kısacası her şeyi bilir olmamız gerekirdi ki, dünya (Tanrı kavramını nasıl düşünürsek düşünelim) ancak bir Tanrı aracılığıyla olabildi, diyebilelim.
'Bilginlik' aslında, yalnızca tarih bilimlerine uygun düşen bir kavramdır. Dolayısıyla ancak bir vahiy dininin teoloji öğretmenine Tanrı bilgini denebilir. Ama akıl bilimlerine (Matematik ve Felsefeye) hakim olan insana da bilgin denmek istenirse, bu, sözcüğün anlamını bile (ki bu hep, insana baştan sona dek öğretilmesi gerekeni, insanın kendiliğinden - akılla bulamayacağını bilginlik sayar) ters düşer: böylece, pozitif bilimin bilgisi olarak Tanrının bilgisine sahip filozofun kendisine bilgin dedirtmesi için, onun çok zavallı bir izlenim bırakması gerekir.
Hristiyan ahlakı (olması gerektiği gibi olan) kendi buyurtusunu böylesine saf ve göz yummaz bir buyurtu olarak ortaya koyduğu için, insanın, en azından bu yaşamda tam olarak bu ahlaka uygun olma güvenini kırar, ama sonra bu güveni yeniden şu şekilde doğrultur: gücümüzün yettiği kadar iyi eylemde bulunursak, gücümüzün yetmediği şeyin bize başka bir taraftan sağlanacağını umabiliriz, bunun nasıl olacağını bilelim ya da bilmeyelim.