Kişisel tercihin özerkliği ilkesine göre yapılacak olanı görmek, en sıradan anlama yetisi için kolaydır ve duraksamaya yer bırakmaz; kişisel tercihin yaderkliği kabul edildiğinde ise zordur ve dünyayı bilmeyi gerektirir; ödevin ne olduğu herkes için kendiliğinden açıktır; ama gerçekten sürekli olarak yarar sağlayan ise- eğer bu yarar bütün varoluşa uzanacaksa- karanlığa bürünmüştür ve buna dayanan pratik kuralı, uygun istisnalarla yaşamın amaçlarına katlanır biçimde uydurmak çok zeka gerektirir. Oysa ahlak yasası herkese, hem de tam olarak kendisine uymayı buyurur. Demek ki, ahlak yasasına uygun olarak yapılacak olanı bulmak, çok zor olmasa gerek; öyle ki en sıradan ve en alıştırılmamış anlama yetisi, dünya işleri konusunda pek zeka sahibi olmasa bile bu işi başarabilir.
Yasayla ilgili bir arzunun nesnesinden başka bir şey olmayan istemenin içeriği, pratik yasanın içine bu yasanın olanağının koşulu olarak girerse, bunun sonucu kişisel tercihin yaderkliğidir; yani herhangi bir itilim ya da eğilimin peşinden gitme konusunda doğa yasasına bağımlılıktır.
Maksimlerinin sonsuza dek ilerlemesinden ve bu maksimleri sürekli olarak geliştirmekteki ısrarından emin olma, yani erdem: sonlu pratik aklın başarabileceği budur en fazla. Erdem de, doğal olarak edinilen bir yetenek olarak, hiçbir zaman tam olamaz çünkü böyle bir durumda emin olma hiçbir zaman zorunluklu kesinliğe ulaşamaz; emin olduğuna inanmak ise çok tehlikelidir.
Sorduğum şudur: koşulsuz pratik olanla ilgili bilgimiz nereden başlar? Özgürlükten mi, yoksa pratik yasadan mı? Bu bilgi özgürlükten başlayamaz; çünkü özgürlüğün ne doğrudan doğruya bilincine varabiliriz- çünkü ilk kavramı negatiftir, ne de onu deneyden çıkarabiliriz- çünkü deney yalnızca görünüşlerin yasasını, dolayısıyla da özgürlüğün tam karşıtı olan doğanın mekanizmini verir. Demek ki (kendimiz için isteme maksimleri ortaya koymaya başladığımız anda) kendisini bize ilk gösteren, doğrudan doğruya bilincine vardığımız ahlak yasasıdır; ve akıl onu hiçbir duyusal koşul tarafından atfedilemeyen, hatta koşullardan büsbütün bağımsız olan bir belirleme nedeni olarak ortaya koyduğundandır ki, ahlak yasası bizi doğrudan doğruya özgürlük kavramını götürür.