Çünkü gül, simgesel bir şeydir ve öylesine anlamlarla yüklüdür ki, neredeyse hiçbir anlamı yoktur: Gizemlidir gül ve bir gül, güllerin yaşantılarını yaşamıştır, bir gül, bir güldür, bir gül, bir güldür, bir gül, bir güldür...
Yaşantı, bizi, ruhun, bedenin devinimleri bakımından içine işlenmez olmadığının ayrımına vardırır; tıpkı bedenin, ruhun tutkuları yüzünden bozulması gibi.