Kaybolmak ansızın başımıza gelen felaketlerden değil; bir zaman dilimine yayılarak, yavaş yavaş, insana sezdirmeden gerçekleşiyor. Ancak son evrede kendini belli eden sinsi hastalıklar gibi iş işten geçtiği vakit anlıyorsun ruhuna musallat olan amansız musibeti.
Nurullah Genç..
Bazı şiir kitapları vardır, tüm kitapta tek bir mısrayı ararsınız. Bazıları da vardır her mısrasında hayranlığınız artar. Nurullah Genç’in tüm şiir kitapları için bunu söyleyebilirim. Her şiirde diyorum ki, “tamam bu şairi daha fazla sevemem, bunun üstü ne olabilir ki?” Sonra tabi ki yanılıyorum :) Güzel mısralara postit yapıştırmayı severim ama bu kitapta bunu yapmaya kalksaydım tüm sayfalar dolardı. Şiirlerin hepsi çok nahif, çok yalın, çok zarif. Hayatımın sancılı dönemlerinde tanıştım şairin kitaplarıyla, onun içindir ki, her okuduğum satır bana hüzünle karışık bi sevinç verir :)
Ah, söndü mum; aydınlık senin avuçlarında
Senin adınla kuşlar uçuyor biteviye
Ya tezyin et ruhumu varlığınla yeniden
Ya da bu karanlıkta ışıkla yoğur beni
Hasretimi hüzünle bıraktım gökyüzüne
Fırtınalar sonrası ufkumda siyah kaldı
Hayatımdan geriye bin bir ah, günah kaldı
Ne olur çağır beni..
Bülbül yine me’yustu; vatan virandı gülüm
Uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm
Mecnun dahi Leyla’yı anmaz oldu yürekten
Güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm
Yaşamak sonsuzluğu tattı avuçlarında
Ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm
Bir kafdağı kalmıştı varlığından bihaber
Seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm