Suna

Suna
@Sunaaaaaa
Yaşam sevgi demektir; sevgi yaşam demektir.
Belirsizliğe Tahammülsüzlük
Merhaba sevgili okuyucu, Hiçbir kuşak bizim kadar çok şey kontrol edemedi. Ve hiçbir kuşak kontrol edemedikleri için bu kadar tükenmiş hissetmedi. Belirsizliğe tahammülümüz giderek azalıyor. Kapıların önünde bekliyoruz. Adım atmadan önce biraz daha öğrenmek, biraz daha emin olmak, biraz daha hazırlanmak istiyoruz. Ve hayat, suçluluk ve yetersizlikle dolu bir hazırlık okuluna dönüşüyor. Sınavlarına çalışıp, sınavlarına giremediğimiz bir okula. … Bir mesajın geç gelmesi, ses tonundaki küçücük bir değişim, cevapsız kalan bir soru. Emin olmak istiyoruz. Yapay zekaya danışıyoruz, ekran görüntüsü alıp arkadaşımıza atıyoruz, aynı soruyu üç kişiye soruyoruz. Edindiğimiz her yeni bilgiyle birlikte kuşkumuz artıyor. Pema Chödrön, artık netliği arzulamadığımızı, ona hakkımız olduğuna inandığımızı yazar. Kesinliği hak saydıkça, bilmemek daha çok acıtıyor. Eskiden belirsizlik hayatın parçasıydı, şimdi sanki bize yapılmış bir saygısızlık gibi geliyor. Belirsizlik ağırlaşmıyor, biz cılızlaşıyoruz. … “Öngöremediğim bir durumla başa çıkamamam.” Her belirsizlikte kendimize söylediğimiz bu.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Winston Churchill'in annesi Jenny Jerome, iki gece üst üste eski başbakanlarla akşam yemeğine çıkar. Şöyle der: “Bay Disraeli ile yemeği bitirdiğimde, onun İngiltere'deki en zeki adam olduğunu düşündüm.” “Bay Gladstone ile yemeği bitirdiğimde ise, kendimi İngiltere'deki en zeki kadın gibi hissettim.” İki parlak adam. Ama bazıları kendi cevherini göstermek için uğraşır, bazısı içimizdeki cevheri ortaya çıkarır."
HUZURSUZ BÜLTEN umut etmeden. umutsuzluğa da düşmeden. Merhaba sevgili okuyucu, “Dünyanın sana bir şey borçlu olduğuna inanarak dolaşma,” der Burdette, “Dünya sana hiçbir şey borçlu değil, o senden önce buradaydı.” Bu cümle canımızı acıtır. Çünkü içimizde gizli bir muhasebe defteri taşırız. Verdiğimiz emeklerin, gösterdiğimiz sabrın, yuttuğumuz kırgınlıkların bir gün karşılığını bulacağına inanırız. Kaybetmeye dayanabiliriz. Hak ettiğimizi alamamaya dayanamayız. Oysa dünyanın böyle bir sözleşmeden haberi yoktur. … Dünya bana borçlu diye hissettiğimizde, bir terfi başkasına gittiğinde sadece üzülmeyiz; haksızlığa uğramış gibi hissederiz. Emeklerimiz görülmediğinde sadece yorulmayız; görünmez olduğumuzu düşünürüz. Sevdiğimiz biri beklediğimiz ilgiyi göstermediğinde sadece kırılmayız; değersiz olduğumuza inanırız. Her defasında acının ve öfkenin derinlerinde aynı cümle dolaşır: “Ben bunu hak etmiyordum.” …
"Hatırlamak isteyen durur; unutmak isteyen ise koşar. Deneyimleri geride kalma korkusuyla, birer 'anlık yaşantı' gibi tükettiğimizde, geriye dönüp bakacak tutarlı bir anlatı biriktiremeyiz. Sonunda elimizde yalnızca eğlenceli fotoğraflar kalır. Ve o fotoğrafların arasında yaşanmamış bir hayat."
“Doğa bir günlük ömrü olanları bile küçük görmez. Bütün özünü tek bir anın içine akıtıp döker. Hayatın ödülü bu akıntının içinde saklıdır. Sonrasında çok geç kalınmıştır.”