Merhaba sevgili okuyucu,
Hiçbir kuşak bizim kadar çok şey kontrol edemedi. Ve hiçbir kuşak kontrol edemedikleri için bu kadar tükenmiş hissetmedi.
Belirsizliğe tahammülümüz giderek azalıyor.
Kapıların önünde bekliyoruz. Adım atmadan önce biraz daha öğrenmek, biraz daha emin olmak, biraz daha hazırlanmak istiyoruz.
Ve hayat, suçluluk ve yetersizlikle dolu bir hazırlık okuluna dönüşüyor. Sınavlarına çalışıp, sınavlarına giremediğimiz bir okula.
…
Bir mesajın geç gelmesi, ses tonundaki küçücük bir değişim, cevapsız kalan bir soru. Emin olmak istiyoruz. Yapay zekaya danışıyoruz, ekran görüntüsü alıp arkadaşımıza atıyoruz, aynı soruyu üç kişiye soruyoruz.
Edindiğimiz her yeni bilgiyle birlikte kuşkumuz artıyor.
Pema Chödrön, artık netliği arzulamadığımızı, ona hakkımız olduğuna inandığımızı yazar. Kesinliği hak saydıkça, bilmemek daha çok acıtıyor.
Eskiden belirsizlik hayatın parçasıydı, şimdi sanki bize yapılmış bir saygısızlık gibi geliyor.
Belirsizlik ağırlaşmıyor, biz cılızlaşıyoruz.
…
“Öngöremediğim bir durumla başa çıkamamam.” Her belirsizlikte kendimize söylediğimiz bu.
Oysa öngöremediğimiz o kadar çok şeyle başa çıktık ki. En karanlık gecelerin sabahında işe gittik. Sonsuza dek süreceğine inandığımız ilişkiler bitti, zemin kayboldu, ama her seferinde bulduk kendimizi. Bazen sırf yalnız kalmamak için içimize sinmeyen hayatların içinde kaldık.
En büyük pişmanlıklardan sonra utandık, ezildik ve devam ettik.