Şura Durmuş

Şura Durmuş
@Suradurmuss
DİKKAT SPOİLEERR
8/10
·126 syf.··
2023 14. kitabı
Her insanın hayatında çok istediği fakat sahip olamadığı şeyler olmuştur zaman zaman. Bazen o şey için çok emek harcamıştır, bazense çok isterse o şeyin kendisini bulacağını sanmıştır. Bu şey belki başını alıp kaçabileceği bir karavan olur, bazen mağazanın vitrininde görüp çok beğendiği o elbise olur. Bazense bu şey, aşk olur. Kitabımızın kahramanı olan genç Werther bir hukuk stajyeridir. Kahramınımız, sevgili aşkı Lotte ile bir davette tanışır ve ondan çok etkilenir. Gün geçtikçe ona daha çok bağlanır ve iki dost olurlar. Fakat Lotte, Werther'ı onun istediği gibi görmez, belki de görmek istemez zira Lotte nişanlıdır ve yakında evlenecektir. Kitap boyunca Werther'ın aşkını dinleriz arkadaşına yazdığı mektuplardan. Kimi zaman bu aşk onu deliler gibi mutlu eder ve yaşama sevinci verir, kimi zamansa ona dayanılamayacak ıstıraplar yaşatır. Werther isyan eder, şikayet eder hatta kızar hayata. Hayatının aşkını bulmuştur ama geç kalmıştır. Hayatının aşkı, bir başkasına aittir. Werther bu aşkı anlamsız bulur. Şöyle der bir mektubunda "Bir başkasının onu nasıl sevebildiğini, sevmeye hakkı olduğunu bazen anlamıyorum, çünkü onu ben o kadar yürekten ve o kadar fazla seviyorum ki, ondan başka ne bir şey tanıyor, ne bir şey biliyorum; ondan başka da bir şeyim yok zaten!". Werther'ın bu söylediklerinden de anlaşılacağı üzere, Werther yaşamını Lotte'ye bağlamıştır. Onsuz bir yaşam, hiçlik ve boşluktur onun için. Bu acıya daha fazla dayanamayan Werther, bir gece yarısı terk eder dünyasını, Lotte'sini. Kitap bize sonuyla bazı sorgulamalar yaptırır. Sevdiğimiz şeyler uğruna yaşamak, ölmekten daha mı zordur mesela? İnsan kendisi seçebilir mi yazgısını; kaçmak bir çözüm müdür yoksa bir başkaldırı, bir direniş midir alın yazısına? Werther aslında hepimizin içinde bir yerlerde sakladığı
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,1bin okunma
Reklam
Spoiler içerebiliir
8/10
·416 syf.··
2024 4. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2024 23:05
Öncelikle Zülfü Livaneli kitabı oldukça anlaşılır ve akıcı bir üslupla yazmış. Kitabı okurken sayfalar su gibi akıp geçiyor ve kendinizi bir anda olaylara dahil olmuş gibi hissediyorsunuz. Zülfü Livaneli kitabında sadece bir öykü anlatmıyor, aynı zamanda bizlere geçmişte yaşanan bazı olaylar hakkında bilgiler de veriyor. Savaşın insan ruhunda açtığı yaralardan ve savaş sırasındaki toplumsal ilişkilerden izler görürüz kitapta. Yazarımız 2. Dünya Savaşındaki yapılan haksızlıkları eleştiriyor, aynı zamanda bizlere de tüm gerçekliğiyle aktarıyor. Üzerinden kaç yıl geçmiş olursa olsun, savaşın yıkıcı etkilerinin hala devam ettiğini ve kapanmaz yaralara yol açtığını anlarız kitabı okurken. Savaşın aslında devletleri yöneten kişiler arasında olduğunu ama zarar görenin ise masum halk olduğunu fark ederiz. Bununla ilgili şöyle demiş yazarımız: “Devlet diye bir şey yok ki. En tepede kendini devlet sanarak kararlar alan, insanların yaşamasına ya da ölmesine karar veren çobanlar var.” Günümüzle kıyas yaptığımızdaysa hiçbir şeyin değişmediğini acı bir şekilde bir kez daha anlarız. Kitap, İstanbul Üniversitesinde halkla hizmetler bölümünde çalışan ana karakterimiz Maya’nın yabancı profesörü Türkiye’de ağırlamak üzere görevlendirilmesiyle başlar. Maya profesörle geçirdiği vakitlerde, kendi doğup büyüdüğü toprağın geçmişini, hatta kendi ailesinden insanların bile gerçek hikayelerini bilmediğini fark ediyor. Maya araştırdıkça, öğrendiği bilgilerle dehşete uğruyor. Durgun ve tekdüze bir yaşam sürdüren Maya’nın hayatı, profesörü tanımasıyla birlikte değişiyor ve anlam kazanıyor. Benim kitapta en çok etkilendiğim bölümse “Struma” olayıydı: 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin ırkçı politikalarından kaçan Yahudileri Filistin’e götürmek için Romanya’dan yola çıkan Struma gemisinin,
SerenadZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2021164,1bin okunma
Martin sen bunu hak etmedin
9/10
·517 syf.··
2023 51. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2023 19:38
Martin sen bunu hak etmedin;) Bu kitapta bir insanın eğer isterse ve bir amacı olursa her şeyi, yapılması çok güç olan şeyleri bile yapabileceğini gösteriyor bizlere. Martin kendi yaşadığı işçi sınıfına rağmen aşkı için kendini tüm zorluklara rağmen geliştirmeye, öğrenmeye adıyor. Gün geliyor toplum tarafından aşağılanıyor, ezik görülüyor, gün geliyor bu toplum kendi ailesi oluyor hatta gün geliyor bu toplum kendisini bu kadar çok yormasının ve çabalamasının nedeni olan aşkı(!) oluyor. Bazen günlerce ağzından lokma girmiyor ama o yine de çalışmaya ve kendini geliştirmeye devam ediyor. Kitabın sonundaysa Martin sonunda başarılı ve ünlü bir yazar oluyor ama Martin aslında istediğinin bu olmadığını acı bir şekilde fark ediyor. Biraz da karakterler hakkında yorumda bulunayım: Martin'in tüm bu çabalarının ve emeklerinin nedeni olan Ruth, bence Martin'e değil, Martin'in onda uyandırdığı kadınsı duyguya aşıktı. Ruth çevresinin değer yargılarına göre yaşayan ve insanların ona verdiği kalıplara sonuna kadar uymaya çalışan, kendine özgün fikirleri bulunmayan, yazarın da vurgusuyla tam bir burjuva sınıfının klasik insanlarındandı. Martin ise Ruth'u değil, Ruth'u sevmeyi seviyordu. Martin aşkın ta kendisine aşıktı ama o da bunu o zamanlar göremeyecek kadar aşk(!) sarhoşuydu. Tamam baya uzattım artık sonlandıralım. kitap beni sonuyla çok üzdü, keşke martin için daha iyi bir son olsaymış.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Beyaz geceleriniz olsun :)
7/10
·218 syf.··
2023 49. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2023 18:49
Kitap bir çok hikayeden oluşuyor ve sizi bir anda içine çekiyor. İlk öyküsünü bitirdiğimde sanki 63 sayfa değilde 10 sayfa okumuşum gibime geldi ve öykü bittiğinde açıkçası biraz üzüldüm bu güzel hikayeyi daha fazla okuyamadığım için. O kadar güzel ve akıcı bir şekilde anlatıyor ki yazarımız hikayeyi, etkilenmemek mümkün değil bence:) İlk hikayesinde hayalperest bir adamın bir kadınla dostluğunu ele alıyor. Kadınla geçirdiği gecelere 'beyaz geceler' diyor. Bu dostlukla başlayan öykü tek taraflı saf bir aşka dönüşüyor.. Daha sonraki öykülerinde ise insan ilişkilerindeki bir takım problemleri ele alıyor yazarımız. Kısacası aşk, hüzün, yalnızlık, kıskançlık ve acıyla dolu öykülerden oluşuyor bu güzel kitap. Eğer daha önce Dostoyevsky okumadıysanız bence başlangıç için anlaşılabilir bir kitap. İyi geceler:)
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,3bin okunma