Her insanın hayatında çok istediği fakat sahip olamadığı şeyler olmuştur zaman zaman. Bazen o şey için çok emek harcamıştır, bazense çok isterse o şeyin kendisini bulacağını sanmıştır. Bu şey belki başını alıp kaçabileceği bir karavan olur, bazen mağazanın vitrininde görüp çok beğendiği o elbise olur. Bazense bu şey, aşk olur.
Kitabımızın kahramanı olan genç Werther bir hukuk stajyeridir. Kahramınımız, sevgili aşkı Lotte ile bir davette tanışır ve ondan çok etkilenir. Gün geçtikçe ona daha çok bağlanır ve iki dost olurlar. Fakat Lotte, Werther'ı onun istediği gibi görmez, belki de görmek istemez zira Lotte nişanlıdır ve yakında evlenecektir.
Kitap boyunca Werther'ın aşkını dinleriz arkadaşına yazdığı mektuplardan. Kimi zaman bu aşk onu deliler gibi mutlu eder ve yaşama sevinci verir, kimi zamansa ona dayanılamayacak ıstıraplar yaşatır. Werther isyan eder, şikayet eder hatta kızar hayata. Hayatının aşkını bulmuştur ama geç kalmıştır. Hayatının aşkı, bir başkasına aittir.
Werther bu aşkı anlamsız bulur. Şöyle der bir mektubunda "Bir başkasının onu nasıl sevebildiğini, sevmeye hakkı olduğunu bazen anlamıyorum, çünkü onu ben o kadar yürekten ve o kadar fazla seviyorum ki, ondan başka ne bir şey tanıyor, ne bir şey biliyorum; ondan başka da bir şeyim yok zaten!". Werther'ın bu söylediklerinden de anlaşılacağı üzere, Werther yaşamını Lotte'ye bağlamıştır. Onsuz bir yaşam, hiçlik ve boşluktur onun için. Bu acıya daha fazla dayanamayan Werther, bir gece yarısı terk eder dünyasını, Lotte'sini.
Kitap bize sonuyla bazı sorgulamalar yaptırır. Sevdiğimiz şeyler uğruna yaşamak, ölmekten daha mı zordur mesela? İnsan kendisi seçebilir mi yazgısını; kaçmak bir çözüm müdür yoksa bir başkaldırı, bir direniş midir alın yazısına?
Werther aslında hepimizin içinde bir yerlerde sakladığı