Mustafa Kutlu’nun "Hayat Güzeldir" adlı eseri, modern dünyanın karmaşası içinde kaybolan insanın ruhuna bir nefes aldırmayı amaçlayan, naif ve derinlikli bir hikâyedir. Kutlu, bu eserinde de alametifarikası olan "taşra-şehir" çatışmasını, geleneksel değerlerin modernizm karşısındaki erozyonunu ve her şeye rağmen yaşama sevincini merkeze alır. Kitap, isminin vadettiği iyimserliği boş bir polyannacılıkla değil, hakikatin içindeki o küçük ama kıymetli parıltıları göstererek okura sunar.
Hikâye anlatıcılığı noktasında Kutlu, yine o çok sevdiğimiz, samimi ve "bizden" bir dili tercih etmiştir. Yazarın üslubu, bir kahvehanede veya bir aile sofrasında anlatılan sıcak bir masal gibidir. Kısa cümleler, canlı tasvirler ve karakterlerin iç dünyasına açılan pencereler sayesinde okuyucu, metnin içine zahmetsizce çekilir. Kutlu’nun dili, süsten uzak olduğu kadar etkileyicidir; az kelimeyle çok şey anlatma ustalığı bu kitapta da kendisini hissettirir.
Eserdeki karakterlerin her biri, aslında modern insanın aynadaki bir yansımasıdır. Toplumun kıyısında kalmış, unutulmuş veya kendi küçük dünyasında büyük anlamlar arayan insanlar, yazarın merhametli kaleminden nasibini alır. Kutlu, kahramanlarını yargılamaz; aksine onların zaaflarını, umutlarını ve hayal kırıklıklarını büyük bir şefkatle betimler. Bu yaklaşım, okuyucunun karakterlerle arasında sarsılmaz bir bağ kurmasını sağlar.
Tematik olarak "Hayat Güzeldir", kanaat etmenin, şükretmenin ve doğayla barışık yaşamanın önemini vurgular. Hızla akan zamana, tüketime dayalı yaşam tarzına ve mekanikleşen ilişkilere karşı bir başkaldırı niteliğindedir. Yazar, mutluluğun büyük başarılarda veya görkemli eşyalarda değil; bir kuşun sesinde, bir bardak çayda veya içten bir gülümsemede gizli olduğunu hatırlatır. Bu yönüyle kitap, adeta bir modern