Babamın evine döndüğümde, oraya ilk kez adım atan bir yabancı gibi, kerpiç duvarlara bakakalırdım. Sanki orada doğmamışım daha gökyüzünden apansız düşmüşüm, ya da yedi kat yerin altından çıkmışım gibi, neredeyse şaşkınlıkla, ait olmadığım bir yerde, benim olmayan bir evde, babam olmayan bir babayla, annem olmayan bir anneden doğmuşum gibi bakınırdım çevreye.
Babam; cahil, yoksa bir köylü olan babam, yaşam hakkında çok az bir şey bilirdi. Ürün nasıl yetiştirilir, düşmanın zehirlediği sığır ölmeden pazar nasıl ulaştırılır; henüz vakti varken bakire kızı başlık parasına nasıl satılır; ürün olgunlaşır olgunlaşmaz komşudan atik davranılıp nasıl çalınır. Kahyanın önünde nasıl iki büklüm durulup eli öpülüyormuş gibi yapılır. Karı nasıl dövülür, anasından emdiği süt her gece nasıl burnundan getirilir.
Yalnızca makyajım, saçım ve pahalı ayakkabılarım "üst sınıf"tı. Ben ortaokul diplomam ve arzularımla "orta sınıf"a aittim. Ailem ise "aşağı tabaka"dandı.