Suuidea

Düşünce, inanış ve duyuş diriliş ve aksiyonla- rımız tamamlanır tamamlanmaz, davranış aksiyonumuz başlayacak, zaferin ve savaşın metodu bulunacak, dayanak bir toprak ve bir kütle bulunacak ve bütün inanmışlar bir Baş etrafında toplanacaktır. Şimdi, bütün gecemiz ve gündüzümüz bu yöne dönmelidir. Doğan çocuklar bu kadroya aday olarak düşünülmeli.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bedir bir tez, Uhut bir antitez, Hendek ise sentezdi. Başlangıcın diyalektiği elbet böyle olacaktı. Şimdi sonun diyalektiğinde antitezin saldırısı (Uhut serileri), sentezin yani varlığımızın savunması (Hendek serileriki şimdi o dönemdeyiz-), sonunda da tezin zaferi (Bedir'in dirilişi) gelecektir. Rövanş, Bedir'indir ki, ondan sonra zafer ebedi olsun.
Asıl biz, düşünmeyi durdurduğumuzdan islâmla olan ilişkimizi gevşettik, hatta yer yer kopardık. İslâma olan aşkımızı yitirdik. Düşünme bağımsızlığımızı yitirdik. Zekâmızı kör bir ezbercilik batağına sapladık. Değer hükümlerimizi bir misyoner mantığının ağına taktık. Klasik kültürümüzü müsteşriklerin yorumuna ısmarladık. Hafıza, ancak tarihin mirasını canlı tutmak için gerekli iken, batı kültürünün deşeleriyle doldu. Üniversiteler, bağımsız düşünce ve kendi kültürümüzü araştırma ve kurma merkezleri olacağına, yabancı misafir profesörlerin sürekli konferans ve seminer müesseseleri haline geldi. Ve misafir yerlileşti, evin sahibi oldu. Evin sahibi uzun bir yolculuğa çıktı. Acaba ne vakit dönecek dersiniz?
Düşünmek... Bu, insanoğlunun en değerli özelliklerinden biri olan kabiliyetini geliştirmek... İşte, bu tarihî dönemde, İslâm aydınına düşen büyük ödev. İslâm, düşünmeyi, insana sürekli olarak bir ödev bilmiştir. Kur'an, yüzlerce ayette, bu ödev üzerinde durur. Düşünmeğe çağırır. Işığa koşan bir kelebeğin o telâşlı halinden, geceyi, bir dalgayı yararcasına aşan yarasadaki o radarlı yürüyüşten, baharda gülün birdenbire açılışından, sonbaharda bütün bir tabiatın ölüşünden, evrensel bir kefen gibi varlığı bürüyen kıştan, peygamberleri dinlemediği için zamanın kılıcıyla toza ve küle çevrilen medeniyetlerden, ölümden ve ölüm ötesinden, mezardan, doğumdan ve çocuktan, yeraltından, ayın üstündeki altın tozlara kadar düşünmek, insana, Yaratıcı tarafından bağışlanan en soylu bir özellik değil midir?
Düşünce köklerimiz ve düşünce kaynaklarımız kireç bağlamış gibi, içine girdiğimiz hiçbir değişme oluşunu kritik etmiyoruz. Her değişme kendini kritikten korumak için her yola başvuruyor. Sonunda, düşünmeye ve kritik etmeye karşı ka nunlar konuyor. Düşünme yasakları, peşin redler, alışılmışın dışına çıkanı aforoz etmeler, totemler ve tabular sistemi kuruyoruz.