Estetik güzellikle dolu sessiz bir bedenin, onun taklidi olan güzel sözcüklerle bağdaştırılmasını aynı ideanın kaynğından çıkan iki varlık olarak aynı seviyeye koyunca farkına bile varmadan sözcüklerin büyüsünden kurtulabildiğimi hissetmiştim.
Çünkü sessiz bedenin estetik güzelliği ile sözcüklerin estetik güzelliğinin ortak bir kaynaktan geldiğini kabul etmek, beden ile sözcüklerin eşitlenebileceği Platon'cu bir kavramın araştırılmaya başlanması anlamına geliyordu.
Bu aşamadan sözcüklerin bedene yansıması girişimi ulaşılabilir hale gelmiş oluyordu.
.
Bedenin de kendine özgü mantığı, belki de kendine has düşüncesi olabilir, .. Bedene özel nitelikler, biçim güzelliği ve sessizlikle sınırlı değildir, onun da kendine özgü bir gevezeliği olduğu kesin, ..
.
Benliğim bir ev olsaydı bedenim onu çevreleyen meyve bahçesinde benzer bir şey olurdu..
O meyve bahçesinde mükemmel şekilde yetiştirebilir ve yabani otların kendi hallerinde büyümelerine bırakabilirdim.
Bu benim tasarruf özgürlüğüm olsa da işbu özgürlük pek de kolay anlaşılabilecek bir özgürlük olmazdı.
Bu nedenle çoğu insan kendi evinin bahçesini Kader olarak adlandırır.
"Ben" dediğimde, bu artık kesin olarak bana ait olan bir "ben" olmayacak ve benden çıkan kelimelerin tamamı artık bana geri dönmeyecekti; bana ait olan ancak geri dönmeyen ancak kalıntı bırakan şeylere "ben" diyecektim.
Böyle bir "ben" üzerine düşünürken bu "ben"in, aslında benim işgal ettiğim bedenin kapladığı alanla tam olarak uyduğunu kabul etmek zorunda kaldım.
Beden dilini keşfe koyuldum.