Bir dilencinin gözlerinin içine bakmak neden böyle güç? Orada kendimi görmekten mi korkuyorum?
Hayır; bu daha çok genel bir utanç; yalnızca onun için değil, hepimiz için, eğer çok iddialı değilse bu.
Yeniden adım attığım dünya koskocamandı ve neden-se içi boşalmıştı. Geri kalan günlerimde, bu büyük kabuk içinde kurumuş bir bezelye gibi çaresizlikle takırdayıp durdum. Sanki kollarımda kendimi taşıyormuşum gibi özenli adımlar atarak, yavaş yavaş ..
Ne garip, bildik şeylerin bir anda yabancılaşması.
(senin gidişin nesnelerin tadını da alıp götürdü).
Bu odaların kendi gizli yaşamları var. Hep birşeyler oluyor gibi.
Beklenmedik bir anda odalardan birine girdiğimde -beni bekleyecek kim var?- ben çıkar çıkmaz sessizce yeniden başlayacak olan, sinsi ve sonu gelmez bir uğraşın orta yerinde kesildiği izlenimine kapılıyorum.
Kocaman, sessiz ve biraz arızalı bir saatin içinde yaşamak gibi bu.
mutluluk,
ister inanın ister inanmayın, ama gelip geçici olduğundan en gizemli olan şey bu.
Mutluluğun acının yokluğundan başka bir şey olmadığını söyleyenler olduğunu da biliyorum -..- Ben bu görüşe katılmıyorum.
Biri diğerini yemekle ilgilenen iki hayvanın mutluluklarını karşılaştırmamı istemeyin benden; benim söz ettiğim mutluluğun doğanın dişleri ya da pençeleriyle ilgisi yok,
insanlığa özgü bir şey bu, evrimin bir yan ürünü,
insanlığın yarışında soluğu kesilmiş biz zavallı koşucular için bir avunctu.
Geçmişin bir parçası haline gelmeden önce içimizde iş gördüğünü anlayamayacağımız denli kırılgan ve kısa süren bir güç bu. Yine de bir güç. İçimizde yanmakta, biz de onun içinde yanmaktayız, tükenmeden.