sanki bir adım daha atsan öle-cekmişsin veya Tanrı esirgesin, bir adım daha atmazsan hayatta kalacakmışsın gibi. Uçurumun kenarında yürür-ken gözünü gökyüzünden alamamak gibi; o uçurumun yüksek değil, yeryüzünün dibi olduğunu anlamak gibi. Yüzmesen boğulacakmışsın ama yüzsen bir daha ayrıldı-ğın kıyıya asla dönemeyecekmişsin, özlediğin kimseyle tekrar buluşamayacakmışsın gibi. Kulaklarını açmazsan duyamayacakmışsın ama açarsan sağır olacakmışsın gibi. Düşsen kırılacakmışsın ama dursan başka yere kaldırıla-cakmışsın gibi. Yazsan bitmeyecekmiş ama yazmasan
gerçekleşmeyecekmiş gibi.
Parçalandığı halde bile kendinden bir parça taşımıyorsa neredeydi
Kendini neresinde bulabilirdi
içine baktığında ki orası insanın hayatıdır Şüphesiz kendine rastlayamadığında nereye gitmeliydi insan
insan kendini bedeninin içinde bulamazsa bedeninin dışında nereye bakmalıydı bedeninde Ruhunda bile kendine rastlayamayan bir insanın nereye gittiğini fark eder miydi
Kendini bulamayan bir insanın hayatına kim sahip çıkabilirdi
Eğer zamanı ve hayatı içinde kendisi olmayan bir bedene verirseniz O hayatın ölümden bir farkı kalmaz ve beden de ölümde olduğu gibi çürür gider
İnsan kendi içindeki izini kaybederse dünya üstündeki tüm tabelaların açılmış genişlemiş ve Nereye gideceği belirlenmiş Tüm yolların kentlerin ve gezegenlerin isimlerinin ağaçlardaki yosunların Flora'nın faunanın göç eden kuşların Medcezir'in mektupların kimliklerin telefonların isimlerin yaşların mesleklerin dillerin ve dinlerin hangisi gösterebilir ona yerini
Kendi içinde kaybolan bir insan hiçbir yere kök salamaz yaşamak istiyorsa da başkalarının dalları altında yaşamaya razı olmak zorunda kalır
Mutsuzluğun soğuk dili üzerinde oturuyordu
O soğuk dilin etrafında buz sarkıtları gibi dişler vardı ve Gustav'ın her yerine batı-yorlardı. Ağlamak istiyor ama ağlamanın ona bir çözüm bulamayacağını biliyordu. Gülmek istiyor ama hiçbir kahkahanın kafasının içindeki sesleri bastıramayacağını biliyordu. Yürümek istiyor ama hiçbir yolun onu Typhaine'ye götürmeyeceğini biliyordu. Uçmak istiyor ama hiçbir gökyüzünün kendisini kanatsız kabul etme-yeceğini biliyordu. Konuşmak istiyor ama ağzını açma-dan içindekileri nasıl dökebileceğini bilmiyordu. Yazmak istiyor ama anlatacaklarına bu kâğıtların yetip yetmeye-ceğini bilmiyordu. Ölmek istiyor ama şimdi ölürse an-latmak istediklerinin yarım kalacağını biliyordu. Yaşa-mak istiyor ama bunun için kendine uygun bir yaşam bulamıyordu, hiç kimsenin yaşamında gözü olmadığı gibi, seçme şansı olsa bile seçilecek bir hayat olmadığını
biliyordu. Yemek yemek istiyor ama hiçbir yemeğin için-deki sonsuz yılanı doyuramayacağını biliyordu. Su iç-mek istiyor ama içindeki cehennemi kurutamayacağını biliyordu. Dua etmek istiyor ama hiçbir duayı bilmiyor-du. Kendisi bir dua yazmak istiyor ama eğer dua ederse dua ettiği şeyin gerçekleşmesinden korkuyordu. Dua et-mek istiyor ama hiçbir duanın, insanlar tarafından yazıl-madığı için, onların isteklerine cevap vermeyeceğini bili-yordu. Ve insan, kendi duasını kendisi yazsa bile, bir du-anın gerçekleşme şeklinin, onun yazılma şekli olduğunu biliyordu. Düşünmek istiyor ama bu düşünceler, kendi-lerini gerçekleştiremeyecek düşünceler oldukları için vazgeçiyordu. Düşünmek istiyor ama bir mucit olmadı-ğını, düşüncelere saygı duyduğu için düşünmek için bir mesai harcamak istiyorsa ancak bir mucit gibi düşünmek gerektiğini ve bu düşünme seansı sonrasında ortaya yep-yeni bir şey koymak gerektiğini, bir icat,
Payımıza düşen kısacık Hayat içinde Doğru mu yanlış mı olduğuna Bir türlü karar veremediğimiz şeyler yaşarız.
Sanki Gelen her yeni gün bize ne kadar yanıldığımızı göstermek için geliyor gibidir.
Bir süre sonra ne kadar çok yanıldığımızı açıkça gördüğümüzde hayatımıza yabancılaşırız asla kendimize değil bunları yaşayanın biz olduğumuzu unuturuz hayatımızın içinde bunlara bize yaşatanları görmeye başlarız
Gerçeklik duygusu yiğitmeye başlar gerçeklik duygusunun yetimi kişinin yetimidir onu yitirmemek için her koşulda her zaman geçerli sayılabilecek bir hedef yeni nitelendiği için yüce bir posta bürünen bir doğru belirlemek gerekir
Baştan seçilmiş bir tek doğru yanlış giden bütün bir hayata aklımaya Onu doğru çıkarmaya yeter çok erken seçilmiş bir doğru doğrular gençlerindir doğrular ahmaklığındır yaşlandıkça bütün doğrular geçmişin ardına saklanmaya başlar cesaret insanı terk ettiğinde ortaya çıkar tüm doğrular bulmamız gereken doğrunun sayısı bir olduğu halde gördüğümüzü onu tanıyabilmek için daha önceden tanışmış olmamız gereken ayırıcı yalanların sayısı sonsuzdur doğrunun peşinden koşmak değil karşılaşıldığı takdirde onu tanıyabilmek gerekir Hayat bir yanlışlar silsilesidir doğrular silsilesi olsaydı adı ölüm olurdu