Kitabı bitirir bitirmez hızlıca incelemelere göz attım ve 'acaba aynı kitabı mı okudum?' diye düşündüm. Romanın bende bıraktığı zayıf intiba ve tatminsizliğe karşı romanın mükemmelliğini vurgulayan; "40 yıllık hayalin 5 yılda yazıya dökülüşü" bilgisi başta olmak üzere, kurgu, romana yedirilen tarih, karakterler gibi unsurlar üzerinden kitaba ve yazarına yüksek dozda takdir ve beğeni cümleleriyle, kitapların arka kapağı gibi birbirinin benzeri incelemeler mevcuttu. Veba Geceleri hakkında çeşitli blog ve kitap sitelerindeki bu yorumları yapmanın ancak sathi bir okumayla mümkün olabileceğini düşündüm, çünkü biraz bol keseden savrulmuş gibi görünen yorumların gölgesinde roman, zayıf kurgusu, zaman geçişlerindeki arka plan eksikliği, fazla tekrarları ve veba gibi yıkıcı bir evrensel problemin psikolojik yıkımının karakterlere yansıtılmaması gibi eksiklerle birçok açıdan vasatın altında kaldı.
Benim Adım Kırmızı ile başladığım OP yolculuğu, benim için ilk ve son durak olmuştu. Roman, kurgunun ikinci planda olduğu o dil ve simgeler oyunuyla öne çıkıyordu, nesnelerin ve insanların konuşturularak, 'yazarak resim yapmanın örneği'yle, OP'nin en bilinen alegorik romanıydı. Yine bu kitaba göre hacmini fazla bulduğum içeriğin yarısında 'ne zaman bitecek' diye sayfalarını çevirmeme rağmen okurların iyi yöndeki takdirini anlayabiliyordum. Sapla samanın birbiriyle karıştırılmadığı dilsel bir ziyafet sunuyordu sıkı OP okuruna. Ne söylediğimizi biraz da nasıl söylediğimiz belirliyorsa, büyük bir emeğin ürünü olduğu besbelli o bilgi ağının hacmi, ‘söylenenin nasıl’ olduğuna iyi bir cevap veriyor ve bununla birlikte ‘söylenilenin ne’ olduğu arada kaynayıp gidiyordu.
OP romanlarındaki anlatım gücü ve kültürlerin harmanlaşmasıyla oluşan çok seslilik ve beraberinde gelen 'ötekiye bakış',