Müslümanın çabası, bugün, mevcut kurumları İslam'a göre nasıl biçimlendirecegi üzerinde değil, kendisinin, mevcut dünyada ne gibi bir konumda yer alabileceği noktasında toplanmalıdır.
Din, hayatın gerçek konumu içinde yaşanacak, uygulanacak nasslar ( hükümler) bütünü değil de, salt ona inanmış görünmekle bazı "manevi hazlar" duyulacak bir alet gibi tasavvur edilmektedir.
İnsanlar bugün konuşulani işitiyor, fakat söz onları harekete geçirmeye yetmiyor. Onun aklını başına getirmek için yakasından tutup sarsmak da işe yaramayabilir. Ondan yapması beklenen şey neyse, onu " ben yapmalıyım" diye öne çıkmak gerekiyor.
Her namaz, mevcut düzene bir meydan okuma, bir tebliğ niteliği taşıyordu. Oysa bugün Müslümanın namaz kılması tehlikeli sayılmıyor. (...) Çünkü İslam onların gözünde, artık varlığıyla yokluğu birbirine denk ölü bir kültür müessesesidir.