Pişmanlık duymadığınızı söylerken, aslında kurtulamadığınız bir pişmanlığın içine hapsolduğunuzu ister istemez dile getirmiyor muydunuz? Pişmanlık duymadığınızı ifade etmeye ihtiyaç duyar mıydınız aksi halde?
İlişkiler neden, birçok kez ıskalanıyordu öyleyse? Kaçışları, yıkıcılıklarını ve yakıcılıklarını hissedebildiğimiz halde, neden giymeyi tercih ediyor ve kendimize yakıştırmaya çalışıyorduk? Konuşmak, pişmanlık duymak, hatırlamaktan keder duymak, bize neden yaşamaktan ve savaşmaktan daha kolay geliyordu?
Bizim kuşağın kaderi miydi bu yoksa?.. Biz çok mu arada kaldık, bir yerlerde, tüm beklentilerimize rağmen kaybolduk?.. Değiştirelim derken, kendimizi yeterince değiştiremediğimizi neden göremedik?..
Sonuçta insan, çok uzaklarda kaldıklarını gördükten sonra, kendisini mutsuz eden anları da arayabiliyor bazen. Uzaklık yakınlaştırıyor, geride kalanlara başka gözlerle bakmayı sağlayabiliyor, içimizi çok kanatmış acılarla barışmamızı bile kolaylaştırabiliyor.