"Belki de sen haklısındır", demişti Luisita. "Kendimizden daha büyük şeyleri sorgulamamak gerekir, şu tepemizde ki yaratık gibi anın tadını çıkartarak yaşamalıyız. Ama bunu yapabilseydik, sanatımız olmazdı, şiirimiz olmazdı müziğimiz olmazdı. Anıları, umutları, pişmanlıkları, üzüntüleri ya da özlemleri olmayan robotlar gibi yaşardık. Hiçbir şey yüreğimize dokunmaz, kendimizi daha yanlız hissettirmezdi. "
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kocasının yersiz bir müdahalesine karşı çıkarak, "Sen onları bildiğin gibi şekillendiriyorsun, " Demişti, "onları dümdüz bir ufka sahip minik askerlere dönüştürmek istiyorsun. "
Hayvan mı?
Bu ifade üzerinde düşününce biraz utandı.
Luista bir
hayvan mıydı? Yoksa farklı bir şey miydi?
Bir hayvan neydi gerçekten?
Günlük konuşmanın küçümseyici tavrında bu sözcüğün kökeninde yatan Öz kolayca unutuluyordu. Can. Evet, hayvan can sahibi olan biriydi. İnsanların büyük çoğunluğu için aynı şeyin söyleyebileceğinden emin değildi.
İnsan yaptığı işi tutkuyla yaparsa, hayatını bir vals müziği eşliğinde, vals ritminin güzelliğini izleyerek yapar denirdi. Herşey o zaman daha kolay olurdu.