Bence bir kitabı incelemeden önce, yazarın bu kitabı nasıl bir dönemde yazdığına bakmak gerekiyor. Mesela hepimiz küçükken Ömer Seyfettin’in kitaplarını okuduk. Bu kitaplarda bazı korkunç şeyler var. Bunun sebebi Ömer Seyfettin’in bu kitapları yazdığı dönemde, milletimiz için zor ve korkunç bir dönem olan Balkan Savaşları’nın etkisinde olması. Aynı şekilde, romanımızın yazarı da İkinci Dünya Savaşı’nı görmüş ve kitabı yazdığı dönemde Soğuk Savaş’ın etkisinde kalmış birisi. Kitabın bu yüzden oldukça karanlık ve umutsuz olduğunu düşünüyorum.
Şimdi inceleme başlığına neden “hayvan-ı natık” yazdığımı merak ediyor olabilirsiniz (etmiyor da olabilirsiniz ama siz yine de beni mutlu etmek için ediyormuş gibi rol yapın shhdjs). İnsan gerçekten bir hayvandır. Biz de onlar gibi besleniriz, üreriz ve acıdan kaçarız vs. Ama onlardan farklı olarak düşünme kabiliyetine de sahibiz. Kitapta avcıların dişi bir domuzu kovaladığı bir sahne var (baya aşırı gereksiz betimlenmişti bence bu yazarda bir sorun var).
“Roger, hayvanın bedeninden mızrağını sokabilecek bir yer buldu; mızrağını oraya itti, olanca gücüyle abandı. Mızrak, yavaş yavaş girmeye başladı. Dişi domuzun korkulu ciyaklamalanı, tiz bir çığlığa dönüştü.”
Burada dikkatinizi çekmek istediğim yer, domuzun çıkardığı ses. Hayvanlar da bizim gibi ses çıkarma yeteneğine sahip ama bizim ses çıkarma yeteneğinin yanında düşünme kabiliyetine (logos) de sahibiz. Domuz bu sahnede acı çektiği için tiz bir ses çıkarıyor ama ileriki başka bir sahnede, Simon’un ölümü üzerine Ralph şunu diyor:
Sonunda Ralph gülmeyi kesti. Ürperiyordu.
"Domuzcuk."
"Ha?"
"Simon'du o."
"Bunu daha önce de söyledin."
"Domuzcuk."
"Ha?"
"Bu bir cinayetti."
İşte tam burada insan ve hayvanın farkı belli oluyor. Ormanda katledilen domuzun çığlığı sadece onun fiziksel