Ah, orada kendimi kaybetmek; uzanıp kendimi gökyüzünün sessizliğinde
otların arasına bırakmak; ruhumu herhangi bir amaçtan uzak o uçsuz
bucaksız mavilikle doldurup bütün düşüncelerimi, bütün anılarımı
enginliğinde batırmak ne güzel olurdu!
“Kimse yok mu? Kimse girip çıkmıyor da ne demek Bibi?” derdim ona.
"Kiliseler, insani duyguların en saygıdeğer olanıyla doludurlar daima. Sen
bunu anlayamazsın çünkü ne mutlu sana ki insan değil, yalnızca bir köpeksin.
Oysa insanlar nasıllardır, biliyor musun? Duyguları için de bir ev inşa etme
ihtiyacı duyarlar. Duygularına kendi içlerinde, yüreklerinde sahip olmak
yetmez onlara: Onları dışarıda da görmek, onlara dokunmak ister ve bu
yüzden onlar için de bir ev inşa ederler."
Zaten bu eski Genge de bu zamana dek içinde böylesine mutlu
mesut yaşadığı yaşam koşullarını, ansızın bir hiç uğruna terk etmeyi
düşündüğüne göre, iyileşmesi mümkün olmayacak bir deliliğin pençesinde
olduğunu ispat etmekle meşguldü.