Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?
Türkiye'de Köy Enstitülerinin rahatsız ettiği insanlar, bütün devrimlerin rahatsız ettiği insanlardır: Hacılar, hocalar, ağalar, para babaları, eski bey paşa oğulları, medrese kalıntıları, ulema bozuntuları ve bunlara yaranan ya da kananlar. Atatürk Anadolu halkıyla birlikte Kurtuluş Savaşını yalnız dış sömürgenlere karşı değil, bu iç sömürgenlere karşı da kazanmıştı. O sağken süt dökmüş kedi gibiydi hepsi. Sonradan yoksul ve bilgisiz yurttaşlarımızın dertleriyle güçlenip aslan kesilmeye başladılar. “Din iman gitti, ahlâk, Türklük gitti, Türkçe gitti!” yaygaralarıyla oy avına çıktılar ve olanlar oldu.
Anadolu romanlarını kaleme alan Yaşar Kemal bu eserinde gayet basit ve sıradan hayatın içindeki yaşam üzerinden insanın kötü hasletlerini masal tadında işlemektedir. Bana yer yer George Orwell'in "Hayvan Çiftliği" isimli eserini de andırdı.
Filler ve karıncaların yaşamı üzerinden yürüyen kurgu aslında hem insanın iktidar hırsını hem de tutsaklık taraflarını ele alarak devam eder. Filler Sultanı kendi ağzı ile şunu söyler, "Karıncalara nasıl hükmedeceğimi ve onları nasıl tutsak edeceğimi insanlardan öğrendim." bu söz baş kahramanın ağzından çıkması hasebiyle önemlidir. Çünkü romanın temel ödevini ve kurgusunu vermektedir. Yaşar Kemal'in hayvanlar üzerinden insanın hırsları, nankörlüğü, tamahkarlığı gibi kötü hasletlerini tenkit etmek istemektedir. Hayvanların seçiminde de bir hayli dikkat söz konusudur. Şöyleki bir tarafta fiziksel olarak epeyce büyük bir fil diğer tarafta ise tırnak kesiğinden dahi küçük karınca vardır. Hak olanın mücadelesinde ne büyüklük ne de çoğunluk vesaire sorun teşkil etmemelidir.
Simgesel yapılar âdeta zincirleme birbirini takip etmektedir. Cengiz Aytmatov'un eserlerinde göze çarpan "mankurtlaşma" mefhumuna bu eserde daha da farklı yönüyle şahit oluruz. Filler karıncaları tutsak kılmak için ilk olarak özlerini, dillerini ve düşünce için vakit ayırmalarını engelleyerek işe başlarlar. İşte bu kısım dahi insanın kimliksizleştirilmesi hadisesine bir misâldir. Aytmatov'un eserlerinde de sıkça karşımıza çıkan hatta bu mefhumu yani "mankurtlaşma" kavramını kesbeden de Cengiz Aytmatov'dur. Yaşar Kemal'in bu simgeyi seçmesi tesadüf değildir. Hayvanları konuşturması, insana ait hasletleri hayvanlarda göstermesi de yazdığı eserin birincil amacını ortaya koymaktadır.
Yaşar Kemal bu eserinde iki türlü insanı tenkit eder. Biri tamahkar ve iktidar hırsı