Kemal Tahir'in Devlet Ana'sı elbette Batılı roman türünün birinci sınıf bir örneği ya da Türk edebiyatında bu türün zirve eseri falan değil.
Yine de onu bu türde ve Türk roman geleneği içinde biricik kılan, kendine özgü bir roman zirvesine taşıyan bazı özellikleri var ve bu özellikler, bilhassa roman yazarları ve edebiyat teorisiyle ilgilenen uzmanlar açısından üzerinde mutlaka durulacak değerde görünüyor (bana).
Devlet Ana özgünlüğünün bir gerekçesi, Doğu'nun roman öncesi geleneksel anlatı formlarıyla Batılı roman türünü sentezlemeye yönelik bilinçli yazar tercihi.
Eserin başından sonuna kadar halk hikâyesi, meddah hikâyesi, gazavatname türlerini ve Dede Korkut hikâyelerini yeniden üretmeyi amaçlayan bir anlatım tercih edilmiş.
Bu tercih doğrultusunda eser boyunca anlatımı üstlenen ilahi anlatıcının yanı sıra, bölümden bölüme değişerek sözü devralan kahraman anlatıcılar da kullanılmış, anlatımı dönemin konuşma dili sayılabilecek özgün bir Türkçeyle sürdüren bu anlatıcılar sayesinde Devlet Ana'ya özgü bir üslubun gelişmesi sağlanmış.
Romanın değişken anlatıcıları, özellikle meddah hikâyelerinin tiyatral unsurları her zaman kullanan şifahi anlatım üslubuyla konuşturulmuş. Diyaloglar, ancak dramatizasyonla (doğru) anlaşılacak bir konuşma üslubunun billurlaşmasını sağlamış.
Kemal Tahir, geleneksel türleri yeniden üretme hassasiyetini, ahi fütüvvetnâmeleri ile Yunus Emre ilahilerini serbest bir alıntılama ile romana serpiştirerek, yer yer bahnâme pastişi sayılabilecek tasvir ve diyaloglara yer vererek, kahramanların konuşmaları içinde atasözü ve deyimleri art arda sıralayarak Devlet Ana'yı zengin bir metinler mozayiğine dönüştürmüş.
Kemal Tahir'in Devlet Ana'nın bu özellikleriyle ulaşmaya çalıştığı "Doğu romanı", özellikle romancılar tarafından önemsenmiş olsaydı,