En çok okunan-sevilen-yarım bırakılan-önerilen Tutunamayanlar’la tanışmıştım yazarın kalemiyle. Ben yazarın ritmine uyum sağlayamadım & benim okumayı sevdiğim yazarların kimi okuyucu tarafından sevilmemesi gibi gayet de normal olan bir durumu yaşadım. Bana Atay’ın kalemi 2-3 beden büyük.
Derken 1 kitapla yazarı kenara atabilir miydim, bana yakışır mıydı? Asla.
Atay okuyucularından ağırlıklı olarak bu kitabı duydum & hadi yeniden dedim. Daha iyi bir serüven oldu işin aslı, bazı kısımlarda vaktim olsa da birkaç sayfa daha okuyabilsem de dedim, of uçtu yine kitap bu kısımlar beni soğutuyor da dedim. Kafamın karıştığı bir kitap oldu, önersem mi, önermesem mi bilemedim, inanın.
Konusu ne peki? Hikmet Benol 3 katlı bir binada oturur & sık sık da üst kattaki komşusu emekli albayla diyaloğa girer, sadece o mu peki? Yazdığı & anlattığı hikayeler için çevresini dört koldan saran birçok insan da vardır aynı zamanda. Birçok karakter var kitapta, birçok iç, dış, her yerden konuşma var ki beni en çok yoran kısımlar da bu çatışma durumuydu sanırım. Benim derdim bana yetiyor zaten albayım, sustur Hikmet’i dedim yer yer.
Dini motiflerden, kült eserlerden referanslar & daha birçok unsur varmış kitapta ama ben o yönlendirmelerin çoğunu fark edemedim acaba şu an gerçek mi yoksa hayal mi bu yaşananlar diye düşünmekten. Zor bir kitaptı benim için & Atay* okumaları yapan bir grup vs bulup nasıl okunur öğrenmem lazım işin aslı. Çünkü bazı yazarların dilini, kitap akışını kavrayabilmek kolay olmuyor & öğretilmesi gerekiyor. Ayıp mı? Öz eleştiri diyelim buna. Daha önce de dediğim gibi bana 2-3 beden büyük gelen bir kalem, Oğuz Atay.
İyi okumalar -.-