Sessiz yolculuklara çıkıyorum.
Sadece kitap alıntıları ve kitaplar üzerine paylaşım yapanları takip ediyorum.
Paylaşımlarım kendime bir not niteliği taşımaktadır. Kitap dostlarına da faydası olursa tabiki şahsımı mutlu eder.
Avrupa'nın tüm sahillerinden gelip kalbimize çarpan o güç dalgaları ne kadar güzel, ne kadar da mükemmeldi. Ama bizi mutlu kılan şey, biz farkında olmasak da, bir tehlikeyi de beraberinde getiriyordu. O tarihte Avrupa'nın üzerinde esen gurur ve güven kasırgası, kara bulutlarını da yanında taşıyordu. Yükselme ve kalkınma süreçleri çok hızlı gerçekleşmişti, devletler ve kentler hızla büyümüş ve güçlenmişti. Ancak güçlenmiş olma duygusu, devletler gibi insanları da bu gücü iyi yönde kullanmada olduğu kadar kötü yönde kullanmaya da sevk etmişti. Fransa adeta varlık içinde yüzüyordu ama daha fazlasını istiyordu, mevcut sömürgelerini dolduracak kadar insanı olmamasına rağmen yeni bir sömürge daha peşindeydi; Fas yüzünden az kalsın savaş çıkarıyordu. İtalya Sirenayka'yı, Avusturya'da Bosna'yı ilhak etmek istiyordu. Öte yandan Sırbistan ve Bulgaristan Türkiye'ye karşı saldırılar düzenliyordu. Şimdilik kenara çekilmiş olan Almanya ise öldürücü darbe için pençesini indirmeye hazırdı. Devletler hırslarına hakim olamıyordu. İç düzeni sağlamak gibi faydalı bir istek yerine, bulaşıcı bir mikrop gibi hemen her yerde bir yayılma çılgınlığı başlamıştı. İyi para kazanan Fransız sanayicileri, kendileri gibi bolluk içinde yaşayan Almanları kışkırtıyorlardı. Çünkü her ikisi de silah sevkiyatı yapmak istiyordu...
İlk gençlik yıllarında rastlantısal olaylar insana yazgı gibi gelir. Hayatın gerçek yolunun kendi iç dünyamız tarafından belirlendiği sonradan öğrenilir. Üstünde yürüdüğümüz hayat yolu, istek ve arzularımızdan karmaşık ve anlamsız bir şekilde ayrılıyormuş gibi görünse de, bizi eninde sonunda o görünmez hedefimize ulaştırır.