İktisat endişesinin, ahlak davasını bazen unuttururcasına gölgelediği bedbaht bir devirdeyiz. Bu halin sebebi, sadece hayatın mücadele sahnesinde, makinenin yanında ferdin çok küçülmüş olması değil, aynı zamanda ferdi istek ve iştihaların da pek ziyade artmış bulunmasıdır. Asrımızın insanı, kendi iştihalarının yorgunudur. İnsanlık, öyle bir istikbalin kucağına doğru ilerliyor ki, tatminlerine gönül kaptırdığı hazlarla iştihalar, şimdiden onu kahredici bir kuvvet kazanmaktadır. Pek yakın gelecekte insanlık, bu hale tahammül edemeyecektir. Yeryüzü bir mahşer olacaktır, sefaletlerin mahşeri. Hemen tatmin edilemeyen her istek, ruhta bir gizli yara açar. Yüzlerce istek ona saldırınca yüzlerce yara ile delik deşik edilen insan ruhunun haline yakışan tek kelime sefalettir. İnsan, isteyecek, saldıracak, çarpışacak ve bu kavgada ya başkalarını ezecek veya ezilecektir. Yeryüzünde kurbansız zafer yoktur. Bir mücadelenin muzaffer insanı da başka bir kavgada bir başka insan tarafından ezilecektir.