Platon ve Aristo’dan başlayıp yeni bir akım olarak ortaya çıkan Akılcılık (Rasyonalizm) kendini geliştirerek günümüz aydınlarının temel felsefî akımlarından biri haline gelmiştir. Bilginin kaynağının salt akılla izah edilmeye çalışıldığı bu akım, tarihi süreç içerisinde Descartes’in “Düşünüyorum, o halde varım!” teziyle farklı bir evreye girmiştir. Kant’ın ‘Saf Aklın Eleştirisi’ ile kendine yeni bir perspektif çizmeye çalışan Rasyonalistler Hegel’in “Gerçek olan her şey ussal, ussal olan her şey gerçektir.” savı ile eteğindeki taşları dökmüştür. Sonra da adına Aydınlanma Çağı dedikleri ve gerçek karanlığa kapı aralayan dönemde akıl o kadar yüceltilmeye başlandı ki, dünyada her şeyin temeli haline getirilmeye başlandı. İslam Felsefesinde ise Mu’tezile kimliğiyle Farabî ve İbn-i Rüşd gibi isimler önderliğinde karşımıza çıkan bu akım, günümüzde kendini metafizikten tamamen soyutlayarak kendini tek ve gerçek bilgi kaynağı olarak kabul ettirmeye başladı. Süreç içerisinde geldiği son noktada bilimi tamamen tekeline alan bu akım, bir şeyin niçin yapılması gerektiğinden ziyade nasıl yapılması gerektiği tezini kabullendirerek dünyanın bugün içinden çıkılmaz hal almasının önündeki en büyük neden olarak karşımızda durmaktadır. ‘Niçin’lerden yoksun olan ‘Nasıl’lar dünyayı felakete sürükleyen en büyük nedendir. Maalesef ki bu olaylar silsilesi “Delinin Biri”nin çıkıp bize kalbimiz olduğunu hatırlatana kadar devam edecek.
Kalpten yoksun bırakılan aklın ve akılcılığın tanrılaştırılmaya başlandığı bu dönemde Eyyüp Akyüz, kalpten yoksun kalan aklı, kalp ile barıştırmak ve insanlara bir kalbinin olduğunu hatırlatmak için “Delinin Biri” isimli eserini kaleme aldı. Hacimce ince, lakin anlamda ciltler dolusu etkideki bu eserde “Düşünüyorum, o halde varım!” tezinin aksine, “Hissediyorum, o