Bu eser, büyük İslam ve Türk hükümdarlarından biri olan Nureddin Mahmud'un siyasi tarihinden çok onun kurumlarını ele almaktadır.
Nureddin, başkenti Halep olan küçük bir atabeylik halindeki devletini, bir yandan Haçlıları Suriye ve Filistin kıyılarına sıkıştırarak, bir yandan da Dımaşk Atabeyliği'ne son vererek genişletmiş ve daha sonraları da Mısır'daki Fatımi Devleti'ni ortadan kaldırmak suretiyle büyük bir sultanlık durumuna getirmiştir. Böylece o, Eyyubi ailesinden de geniş ölçüde yararlanarak, Mısır, Hicaz ve Yemen'de de Abbasi Halifesi adına hutbe okunmasını sağlamış; bu suretle Bağdat'tan kendisine gönderilen beratlarla ikinci başkenti olan Dımaşk'ta sultanlığını ilan etmiştir. Hükümdar, baş döndürücü gayretleriyle kendisinden sonra devletine hayru'l-halef olan Selahaddin el-Eyyubi gibi İslam Tarihi'nde unutulmaz bir mücahidin yetişmesine de vesile olmuştur. İbnu'l-Esir'in, Raşit Halifelerden ve Ömer b. Abdulaziz'den sonra en iyi İslam hükümdarı olarak
nitelendiği Nureddin, yiğitliği, ilme ve ilim adamlarına
karşı aşırı düşkünlüğü yanında, gerçek İslam
adaletinin bir tatbikçisi olarak ta haklı bir şöhret
kazanmış; bu sebeple kendisine el-Meliku'l-Adil
unvanı verilmiştir.
Bu eserde, Sultan'ın gerçek anlamda teşkilatçı bir hükümdar olduğu ortaya konulmuştur. Onu teşkilatçılığı, düzenli bir şekilde işleyen güvercin postalarıyla, Büyük Selçuklulardan tevarüs ettiği toprak yönetimiyle ve dönemindeki İslam devletlerine örnek olan askeri kurumlarıyla yansıtılmaya çalışılmıştır. Onun, İslam ülkelerinde ilk kez olmak üzere, Halep ve Dımaşk'ta kurduğu Daru'l-Adlar (Adalet Konakları) ile yine ilk defa bu ikinci şehirde tesis ettiği Daru'l-Hadis, eserde işlenen başlıca konular arasındadır
24. Şeytan boş bulduğu kalbe oturur.
25. Boş kalpler şeytanın çalışma odasıdır.
Bizzat bunu seydamın yanında kendi kitabını kendi dilinden ders olarak almak ekstra bir mutluluk veriyor.
11. yüzyılın sonlarında başlayan Haçlı seferleri, Müslümanların zorlu bir sürece girmelerine sebep olmuştur. Bu sırada kendi içlerinde çekişen İslâm devletleri, Haçlıların bu teşebbüslerine mani olamamış ve neticede Müslüman topraklarında Haçlı devletleri kurulmuştur. Bundan kısa bir süre sonraysa kendilerini Haçlılara karşı savaşmaya adayan Zengî Devleti ortaya çıkmıştır. Haçlılara yönelik büyük bir mücadele veren bu devlete en önemli desteği Necmeddin Eyyûb ile Esedüddîn Şîrkûh kardeşler vermiştir. Zengîlerin ilk dönemlerinden itibaren onlara hizmet eden bu kardeşler, İmâdüddin Zengî zamanında devlet içerisinde saygın bir hale gelmeye başlamıştır. Araştırmamıza konu olan Şîrkûh'un tarih sahnesine asıl çıkışı ise İmâdüddin Zengi'nin vefatından hemen sonra olmuştur. O, evvela Nureddin Zengî'nin Halep'e hâkim olmasını sağlamış, ilerleyen dönemlerde de Nureddin'in vekili ve en mühim komutanı haline gelmiştir. Şîrkûh, İkinci Haçlı Seferi esnasındaki muharebelerde, Dımaşk'ın ele geçirilmesinde, Nureddin'in otoritesini devam ettirmesinde, yeğeni Selahaddin'in yetişip gelişmesinde ve Mısır'ın zapt edilmesinde en önemli figür olarak karşımıza çıkmaktadır. Şîrkûh, yalnızca askeri deha ve yeteneğe sahip bir kumandan olmayıp bununla birlikte diplomatik ve idari kabiliyete de haizdir. Ayrıca Nureddin
Zengî'nin verdiği iktâlar nedeniyle devlet içerisinde en çok toprağa sahip emir olmuştur. Bu kitap, tarihte görülen ender komutanlardan biri olan ve kalıcı izler bırakan fakat hakettiği ilgiyi göremeyen Esedüddîn Şîrkûh'un hayatını detaylı bir şekilde ele almaktadır.