24. Şeytan boş bulduğu kalbe oturur.
25. Boş kalpler şeytanın çalışma odasıdır.
Bizzat bunu seydamın yanında kendi kitabını kendi dilinden ders olarak almak ekstra bir mutluluk veriyor.
11. yüzyılın sonlarında başlayan Haçlı seferleri, Müslümanların zorlu bir sürece girmelerine sebep olmuştur. Bu sırada kendi içlerinde çekişen İslâm devletleri, Haçlıların bu teşebbüslerine mani olamamış ve neticede Müslüman topraklarında Haçlı devletleri kurulmuştur. Bundan kısa bir süre sonraysa kendilerini Haçlılara karşı savaşmaya adayan Zengî Devleti ortaya çıkmıştır. Haçlılara yönelik büyük bir mücadele veren bu devlete en önemli desteği Necmeddin Eyyûb ile Esedüddîn Şîrkûh kardeşler vermiştir. Zengîlerin ilk dönemlerinden itibaren onlara hizmet eden bu kardeşler, İmâdüddin Zengî zamanında devlet içerisinde saygın bir hale gelmeye başlamıştır. Araştırmamıza konu olan Şîrkûh'un tarih sahnesine asıl çıkışı ise İmâdüddin Zengi'nin vefatından hemen sonra olmuştur. O, evvela Nureddin Zengî'nin Halep'e hâkim olmasını sağlamış, ilerleyen dönemlerde de Nureddin'in vekili ve en mühim komutanı haline gelmiştir. Şîrkûh, İkinci Haçlı Seferi esnasındaki muharebelerde, Dımaşk'ın ele geçirilmesinde, Nureddin'in otoritesini devam ettirmesinde, yeğeni Selahaddin'in yetişip gelişmesinde ve Mısır'ın zapt edilmesinde en önemli figür olarak karşımıza çıkmaktadır. Şîrkûh, yalnızca askeri deha ve yeteneğe sahip bir kumandan olmayıp bununla birlikte diplomatik ve idari kabiliyete de haizdir. Ayrıca Nureddin
Zengî'nin verdiği iktâlar nedeniyle devlet içerisinde en çok toprağa sahip emir olmuştur. Bu kitap, tarihte görülen ender komutanlardan biri olan ve kalıcı izler bırakan fakat hakettiği ilgiyi göremeyen Esedüddîn Şîrkûh'un hayatını detaylı bir şekilde ele almaktadır.
Elinizdeki bu çalışma; Müslüman müelliflerce İslam dünyasının en sapkın kitlesi olarak görülen Karmatîlerin en azgın liderinin yani Ebû Tâhir Süleyman el-Cennâbî el-Karmatî'nin siyasi faaliyetlerini konu edinmektedir. Kaynakların verilerine göre; Ebû Tâhir, hacı kafilelerine yaptığı baskınların ötesinde hac zamanı Mekke şehrine baskın yapıp birçok hacıyı öldürdükten sonra Hacerülesved'i yerinden söküp başkentleri el-Ahsa'ya götürmesi gibi nedenlerden dolayı kâfir, zındık, mülhit gibi sıfatlarla nitelendirilip adının geçtiği her bir olayda birçok müellif tarafından lanetlenmiş ve aynı zamanda İslam'ı yok etmekle itham edilmiş bir şahsiyettir. Peki ama Ebû Tâhir gerçekten bu sıfatları ve laneti hak eden biri miydi? Farklı bir yaklaşımla faaliyetlerini değerlendirmeye tabi tuttuğumuz bu çalışmada, Ebû Tâhir'in bu ithamların muhatabı olup olmadığını ortaya
koymaya çalıştık.