Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım. Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir.
“Yarını düşlüyoruz ama yarın gelmek bilmiyor;
Bir zafer düşlüyoruz
Aslında hiç istemediğimiz.
Yeni bir gün düşlüyoruz
O yeni gün zaten gelmişken.
Kavgadan kaçıyoruz
Durup dövüşmemiz gerekirken.”
Todd başını salladı. Herkes okumaya başladı:”Ve hâlâ uyuyoruz.”Todd devam etti:
“Çağrıyı dinliyor ama kulak asmıyoruz,
Gelecek için umutlanıyoruz, gelecek yalnızca planlardan ibaretken
Bilgeliği düşlüyoruz,
her gün köşe bucak kaçtığımız,
Bir kurtarıcı diliyoruz,kurtuluş ellerimizdeyken.
“Ve hâlâ uyuyoruz.
“Ve hâlâ uyuyoruz.
Ve hâlâ diliyoruz.
Ve hâlâ korkuyoruz… “
“Öyle ya. Sanatçı olmaları için cesaretlendirerek büyük bir risk alıyorsunuz, John. Rembrandt, Shakespeare ya da Mozart olmadıklarını fark ettiklerinde bunun için sizden nefret edecekler.”
“Artist olmaları için değil, George. Yanlış anlamışsın. Ben, özgür düşünceli olmaları için cesaretlendiriyorum onları,” dedi bay Keating