Bi mektup yazsaydı bana. Yıllar boyunca yazdığı
o uzun mektuplardan değil, kısa bir mektup.
'Söylenecek ne kaldı?'
Söylenecek ne kaldıysa onu yazan bir mektup.
Bilmediğim dillerden birinde bile olabilir.
Yazsaydı.
Eğer sözcüklere artık inanmıyorsa, eğer sözcüklerden kaçıyorsa, eğer sözcükler yetmiyorsa, eğer sözcükler eskimiş, yıpranmış, anlamlarını yitirmişse, buna inanıyorsa, bir çizgiyle de ulaşabilirdi bana. Dümdüz çizilmiş
bir çizgiyle, ya da eğri büğrü biz çizgiyle; bir göze, bir ağza (dudaklara), bir ele benzeyen, göğüsleri, oylukları okşamaları, dirilmeleri ve ölümleri andıran, anımsatan bir çizgiyle. Yatay,
dikey, eğri, düz birkaç çizgiyle. Yaşamın
izdüşümleri. Hoyrat. Bir mektup yazsaydı bana.
Ki yazabilirdi. Ki gönderebilirdi. Ki ben de, elime
kalemi ve fırçayı alıp onun yazdıklarını ve yazmadıklarını resmedebilirdim.
Oysa mektup yok. Esin yok. Hiçbir şey yok.
"Bir teselli ver."
Teselli yok. Teselli hiç yok.