Tanburi

Tanburi
@Tanburi
Öğretmen, Sanatçı
Yüksek Lisans
11 okur puanı
Ekim 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti.Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor,bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazen o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan lezzet ve şehvetten bir alem kurup keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı. Oysa Uzun İhsan Efendi Dünya'nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı.Kuran'ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardından giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şehadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı. Dünya'ya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılanlar,görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk bu dünyanın şahidi olmaktı.
Sayfa 90·Kitabı okudu
Reklam
Ne var ki uyku ölümün kardeşi olduğu için uyuyan birisi karanlığı,sözgelimi gözlerini kapatmakla yetinen birinden belki daha mükemmel görebilirdi.
Sayfa 199·Kitabı okudu
Üzerindeki cübbe nasıl ki yünden meydana geliyorsa, müzik de aynı şekilde sessizlikten meydana gelir.İşte içinde yaşadığın dünya da bu şekilde hiçlikten yaratıldı.
Sayfa 200·Kitabı okudu
Yaralı ve incinmiş bir hayat hakikatin yalın güzelliğiyle ışır bize; kalbin belleğinden konuşur, "yaralarım aşktandır", diye fısıldar çünkü, sadece aşk sonsuza dek kanayabilir. Ümitsizlik çağında neşe bir şeyi değiştirmeye talip olmaktır. O halde dostum içinde bir neşe kırıntısı bulana dek göğün altında yürü. Bir derde müptela olmamış kişiye anlatamazsın derdini. Dert meyhanesinde başka sarhoşlar bulmalısın. "Benim içimdeki sızıyı başkasıyla mukayese etme. Başkası tuzu elinde tutuyor. Halbuki tuz benim yarama ekilmiştir." diyor Hafız. Tuzu yarısında hissedenlerle düş kalk sen. Kendi sesinle haykırdıysan, kendi gözyaşlarınla ağladıysan, kendi gözlerinle gördün ve kendi düşüncelerinle düşündüysen, kendi rüyalarınla uyudu ve kendi dualarınla yakardıysan sana ait bir ömür sürdün demektir. Seni ne eksik bırakıyorsa sen de onu bırak. Bir madalya gibi taşı göğsünde yaralarını. Sen gerçekten yaşadığın için onlar var ama orada eğleşme fazla, başka cenkler, başka muharebeler, başka zaferler seni bekliyor ileride.
Modern dünyanın kandırmacası da budur işte: Her şeye yetişmek isterken hiçbir şeye yetişememek, her şeye sahip olmak isterken aslında hiçbir şeye sahip olamamak. Hayat katlanmamız gereken bir şeydir. Onun çözümü yoktur. Kimse kulaklarını ve kalbini, inandığı tanrının sözlerine sonuna kadar açmıyor. Yalnızlığın acısı Tıpkı susuzluk gibi. İnsan kendinin gurbetine çıktığında,işte orası en koyu yalnızlıktır. Karşına seni sükut-u hayale uğratacak insanlar çıkacaktır. Belki de onlar senin en büyük öğretmenlerin olacak. Her durumu kontrol edemediğimizi her savaşa kazanamadığımızı fark ettiğimizde tevekkül ve teslimiyet sökün eder. Elemlerde bir gizli şefkat var gibidir. Şikayet etmeyenlere ,kendilerini güleryüzle karşılayanlara daha az zalim olurlar. Bu dünyada yaralanmış kalbi kırılmış başı yarılmış ruhlarız hepimiz. Bir içgörü kıvılcımı çakıyor içimizde ve bundan daha fazlası olmalı diyoruz. Güzel olan, kayda değer olan ne varsa yavaşlıkla yapılır. Hayatın içimizin yaralarına teselli arama çabasından başka bir şey olmadığını fark ediyorum. İnsan değiştiremeyeceği karşısında kaderine rıza göstermeyi bilmeli. Kaderini sev demişti, Nietzsche "Kaderini sev ki o senin hayatındır."