Hedef bir kitap okumak değil,okuyan birine dönüşmek ve okuduklarından ders alıp onlardan bir hayat oluşturmak. Nacizane; Hüseyin ve Çılgın Harfler - Vay Canına! Kitaplarının yazarı :)
Deniz Gezgin'in 'Ahraz'ı, bir kıyı kasabasının deniz kabuklusunu andıran 'İfrit'i Adile ile ona inat sağır-dilsiz, Diriliş Meleği oğlu İsrafil'in ve o kasabanın hikâyesini anlatıyor.
Hikaye mi desem,kurgu roman mı desem,fantastik bir yolculuk mu desem bilemedim. Kelimelerin,cümlelerin içerisinde; Adile'nin,Yusuf'un,İsrafil'in dünyasında kaybolup gidiyorsunuz.
Ahraz suyla başlayıp suyla biten bir roman. Romanın başkarakteri İsrafil, yüzüne kapıların kapandığı, küçük bir kıyı kasabasında toplumun günah keçisi yaptığı çaresiz Adile'nin tek oğludur. Suyun içine doğan bu ahraz çocuk, talihsiz annesi gibi çöp toplayarak ayakta kalır. Ta ki karşı kıyıdan, Marika ve babası kaçarak gelene kadar.
Kitabın en çarpıcı bölümleri, Yusuf Usta’nın yıllarca ağaçlara anlattığı hikâyelerini bir ahraza anlattığı bölümler; hiç kimse o ağaçlar kadar iyi dinleyemezdi bu hikâyeleri, hiç kimse duymayan kulakları ile İsrafil kadar iyi dinleyemezdi o hikâyeleri… O İsrafil ki; hiç kimse onun kadar güzel sevemezdi Marika’yı…
Yusuf Usta ne güzel anlatıyor, İsrafil duymayan kulaklarıyla ne güzel dinliyor;
“Ne garip değil mi? Ömrün tek bir çizgi üstünde sağa sola sapmadan öylece dosdoğru gidecek sanırken sen, koca hayat en olmadık anda karşına dikenli bir gonca gül çıkarıyor; ya çizgiyi bozmayacak ama etini çizdireceksin ya da kendine bir yamuk çizip oradan gideceksin.”
Uzun uzun anlatıp kasabadaki tüm kötülüklerden,iyilik kisvesi altına girmiş kötülerden bahsetmek istesem de,yorum yapmayo kitap anlatmaya çevirmek istemiyorum.
Anlatımın içindeki mitolojik betimlemelerle şiirsel anlatımıyla hikâyenin bütünü ile ‘Ahraz’ bu yılın ilk kitabı olmasına rağmen okuduğum en iyiler arasında yer alıyor. Okumanızı öneririm sevgiler.
AhrazDeniz Gezgin · Can Yayınları · 20195,7bin okunma
Kalmak, sinsi bir kaderin sahibinin eline tutuşturduğu intihar silahı gibidir; åciziyyetin doruklara ulaştıği bir hiçlik hali. Rüyasında koşan bir kötürümün uyanısı
kadar ağır ve kaçışı imkânsızdır. Zaman büyüteç merceğinden görünür kalanlara, her șey ağırlașır, buharlaşır ve
dolaşır. Yorganın altındaki karanlık gibi sınırsızdır kalma
hali, bir adım dahi ilerlemeden içinde öylece duran, geceyi uzatan uykusuzdur kalan.
"Hepsi bos bu işlerin....Seni bana yabancı yapan ne
varsa boșa, kuleler dikiyorlar boyuna, askerler diziyorlar
karşılıklı, neymiş sizin taraf bizim taraf.. O kulelerin arkasında herkes birbirini yiyor, set de çeksen, araya derya
deniz de sığdırsan fark etmez çiğ süt emmişiz hepimiz
hiçbir șey bulamasak kendi kendimizi yeriz.
Zamanın peşinde bir tohum gibi uçan kokular, dokundukları şeylere sinerek ürer ve hayatın bileğine anlam mühürlerler. Bu yüzden anlamsızlığın bir kokusu yoktur.