Ortaçağda filozoflar ve teologlar, kötülük probleminin arkasında yatan derin sorunun farkındaydı elbette, ancak bunun için zorlama bir yanıtları olduğunu biliyorlardı. Dünyada fazla kötülük ve ıstırap olsa bile, cennette kurtuluş vaadinden ötürü yaşamın hala yaşamaya değer olduğunu düşündüler.
Kötülük probleminin gerektirdiği gibi, kabul edelim ki dünya kötülük ve ıstırapla dolu. Bunun yanı sıra, farz edelim ki, iyilikten daha fazla kötülük, mutluluktan çok daha fazla mutsuzluk var. O halde, sonraki adımda yaşamın yaşamaya değer olup olmadığı sorusuyla yüzleşiriz. Yaşamın mutluluktan çok ıstırap, iyilikten çok kötülük getireceğini bilirsem, neden var olmalıyım?
Yine de kötülük probleminin, Tanrı'nın varlığını reddetsek bile ortadan kaybolmadığını görebilmek elzemdir. Her zaman bu sorunun arkasında yatan daha derin bir soru vardı. Neden var olmalıyız?