20. yüzyılın feministleri bu ütopyayı olanaklı kılmak için şöyle ant içiyorlardı: "..her yerde kahkahalar, dayanışma, sevinç, dans, doygunluk... biz bunları gerçek kılacağız... kendimiz yapacağız. Politikayı, tarihi, barışı yaratacağız... İnanın bize, biz dünyayı değiştireceğiz." ..ve kadınlar dünyayı değiştiremediler. Ama kendileri değişti. Çünkü kullanıldılar. Çeşitli etnik ve dinsel örgütlenmelerde eril ideolojinin başrol oyuncuları olarak sahneye çıkarıldılar. Dayanışma içinde olacak yerde, kendilerine ve birbirlerine karşı çıktılar.