Genellikle Müslüman cihadıyla karşılaştırılan Hıristiyan haçlı seferleri bile aslında cihada karşı gecikmiş, sınırlı bir cevap ve bir ölçüde taklitti. Ancak cihadın tersine tehdit altındaki Hıristiyan topraklarının savunulması ya da yeniden fethiydi. Birkaç istisna hariç, Güneybatı Avrupa'nın ele geçirilmesi için yapılan başarılı savaşlarla Kutsal Topraklar'ı tekrar elde edip Osmanlılar'ın Balkanlar'daki ilerlemesini durdurmak için yapılan başarısız savaşlarla sınırlıydı. Müslüman cihadı ise tüm dünya İslamiyeti kabul edene veya Müslüman yönetimine girene kadar sürecek sınırsız bir dinî yükümlülüktü. Cihadın amacı tüm dünyanın İslam hukuku altına girmesini sağlamaktı.
Osmanlı Devleti'nin kuruluşu ve bir cihan imparatorluğu oluşu rüya Osman Beg'in rüyasının yorumudur. Bu kitabın bende ayrı bir yeri var. Zira okuduğum ilk tarihi kitaptı. :)
Hz. Muhammed'in hayatı ile ondan önceki peygamberlerin arsında bir fark oluştu. Musa'nın vaat edilmiş topraklara girme izni yoktu, halkı ilerlerken o ölmüştü. İsa çarmıha gerilmişti ve Roma imparatoru Kostantin, Hıristiyanlığı benimseyip inananlarına güç verene kadar Hıristiyanlık bir azınlık dini olarak kalmıştı. Hz. Muhammed ise vaat edilen topraklarını ele geçirmiş, yaşarken güç ve zafer elde etmiş, peygamberlik otoritesinin yanında siyasî otorite de kullanmıştır. Müslüman ümmetinin lideri olarak yasalar yapıyor, adalet dağıtıyor, vergi topluyordu.
Ortadoğu'daki Müslüman orduları, batılı üniformaların nerdeyse aynısını giyiyorlardı. Bu türden bir değişim ilk kez meydana gelmiyordu. 13. yüzyılda müslüman toprakları Moğollar tarafından istila edildiğinde askeri alanda Moğol yöntemleri benimsenmişti. Müslüman ordularının Moğollar'ın üniformaların ve koşum takımlarını benimsemelerinin nedeni, bugün batılı üniformaları benimseme nedenleriyle benzerdi; çünkü bunlar zaferin giysileriydi ve zamanın en önemli askerî gücünün dış görünüşünü ve tarzını temsil ediyorlardı.