“Sanat eserini sanat eseri yapan biricik olmasıdır” düşüncesinin, sanatçının zihnindeki gerçeklikten, düşgücünden daha temel bir dayanağı olmasa gerek. Bilimkurgu edebiyatı, söz konusu düşgücünün zaman zaman son derece karmaşık kurgularla üst düzeyde sergilendiği örneklerle doludur. Buna karşın, bilimkurgu eserlerinin edebi ve sanatsal değerinin çoğu zaman sorgulanır olmasının nedeni nedir? Bu yersiz kaygının ortadan kalkabilmesi ve bilimkurgu edebiyatının gerçek varlığının, varoluş alanının anlaşılabilmesi için bilimkurgu ve “kehanette bulunmak” arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekir.
Bilimkurgu yazarı kehanette bulunmaz. Ursula K. Le Guin’in belirttiği üzere; bu işi, kahinler (bedava), falcılar (belli bir ücret karşılığında) ve fütürologlar (maaşla) yaparlar. Bir bilimkurgu yazarı kahin, falcı ya da fütürolog değildir. O, sadece bir yazardır. İşi, yazmak ve yalan söylemektir. Yalan söylemek: zihnindekini gerçek kılmak, düşgücünü yansıtmak. Yazar, bu yalanı mekan, zaman ve olaylarla öyle bir bezer ki, çoğu zaman biz okurlar bunun yalan olduğunu ancak kitap kapağını kapattığımızda anlarız. Bilimkurgu yazarı geleceği görmez. Olanı betimler, zihnindekini gerçekler.
Bilimkurgu edebiyatına ilişkin bir diğer yanılsama ise konusuyla ilgilidir. Bilimkurgunun evren, uzay ve başka dünyalar ile sınırlı bir konusu olduğunu düşünmek, konuya ilişkin kısır bir yaklaşımı ifade eder. Oysaki bilimkurgu yazarı yalnızca olanı gözler ve betimler. Çoğu zaman uzaklarda olduğunu düşündüğümüz, bu başka dünyalar, olaylar, canlılar vb. gerçekte yazarın bu dünyadan yaptığı çıkarsamalardır. Bu durum, eserin (tüm sanatsal ürünler için geçerli olduğu gibi) her okuyucuda farklı bir yorum kazanmasını ve yeniden yaratılmasını mümkün kılmaktadır. Çünkü bir bilimkurgu romanında aktarılanlar, olup