Bir bilge çıkmış, demiş ki, "Ben sizi size artık yük olan bu eşeklerden kurtarırım.", "Aman nasıl bilgemiz?" demişler. Bilge demiş ki, "Gördüğünüz eşeğin kuyruğunu keseceksiniz." Eh halkın burasına gelmiş artık, aç sefil perişan, eşekler yüzünden. Yakaladıkları eşeğin kuyruğunu kesmişler. Sokaklar bir yığın kuyruksuz eşekle dolmuş. Hükümdarın adamları eşek kuyruğu kesenler için çok sert yasalar çıkarmışlar ama, ne olası, bir kuyruk keseni bile yakalayamamışlar. Halk, kuyruksuz eşekleri gördükçe bıyık altından gülmeğe başlamış. Tüm kuyruklar kesildikten sonra, bilge şöyle demiş, "Şimdi de kulaklarını keseceksiniz." Halkın elinde makas, başlamışlar bu kez eşeklerin kulaklarını kesmeğe. Ülke, kulaksız ve de kuyruksuz eşeklerle dolmuş. Halk, kuyruksuz ve kulaksız eşekleri gördükçe, yavaş yavaş bıyık altından değil de, basbayağı gülmeğe başlamışlar. Ama hükümdarın adamları, bir tek kulak keseni yakalayamamışlar... Halk, yine bilgeye koşmuş, "Şimdi ne yapalım?" diye sormuş. Bilge, "Ellerinize traş makinası alacaksınız, eşekleri bir güzel traş edeceksiniz, cascavlak..." demiş. Halk, bu kez elinde traş makinası, yakaladığı eşeği tıraş etmeğe başlamış... Sokaklar, alanlar, kulaksız, kuyruksuz, ve de cascavlak traşlı eşeklerle dolunca, halk artık kahkahaları koyuvermeğe başlamış. Saygı ne olası, korku ne olası, eşeğin görkemi yitmiş bir kez, iç yüzü çıkmış ortaya kabak gibi, olmuş bir uyuz eşek. Halk bir kez kahkaha atmağa başlamaya görsün, kim susturabilir ki onu? Halk o günden sonra hep gülmüş, gülmüş, gülmüş...
Hükümdar mı, o da yanında, bazı eşekoğlu eşeklerle birlikte ülkeyi terketmiş gitmiş...