/*Spoiler*/
Bir kadının başına gelebilecek kötü olaylar serisinden oluşuyor sanki kitap.
Kadın sevdiği adamı kaybediyor. Daha yasını tutamadan ölen nişanlısının kardeşiyle evlenmek zorunda kalıyor. Evlenmek zorunda kaldığı kişi öfke problemleri olan, yalnızlığı seven, yanında olmaktan hoşlanmayan, ve belli ki ortak hiçbir noktası olmayan biri. Bir şekilde hamile kalıp bir de ikiz hamileliğin zorluğunu yaşadıktan sonra, bu süreçte kendisine gram yardım etmediğine hatta işleri daha da zorlaştırdığına emin olduğum kocasına katlanmanın yanı sıra, bir de ciddi bir doğum sonrası depresyonu gelince hayattan zerre hoşlanmayan depresif bir kadına dönüşüyor. İş intihar noktasına geldiğinde, sorunlu kocası onu kurtarsa da birkaç gün içinde vefat ediyor.
Öldükten sonra rahat kalıyor mu kadıncağız? Tabi ki hayır. Öfke sorunları olan adam, yeni biriyle evlenip kitabın son noktalarına kadar kendisindeki bütün olumsuzlukların sebebi gereksiz yere depresif olan eski eşiymiş gibi anlatıp duruyor. Ancak eninde sonunda adamla ilgili gerçek ortaya çıkıyor: adamın sorunu ağır çocukluk travması.
Açıkçası Eloise Bridgerton için çok daha farklı bir son hayal ederdim, çok daha zeki, kitap kurdu ve mükemmel bir eş. Bu açıdan ufak bir hayal kırıklığı oldu tabi.
Ama kurguyu bir kenara bırakırsak kitabın da savunduğu şey şu: eşler birebir birbirinin aynısı olmamalı veya tamamen zıttı olmamalı, ortak noktaları da farklı noktaları da olmalı. Bu konuyu da gayet güzel, akıcı ve insanı kendi dünyasına çekebilecek şekilde işlediğine katılıyorum.
Serinin bir sonraki kitaplarında Eloise'in psikolojisi nasıl olacak merak ediyorum, henüz bir sonraki kitabına bakmadım ama umarım bir şekilde değiniyordur bu konuya. İşin sonuna bir yerlerde yine (intahar kadar olmasa da) benzer bir sonla karşılaşabileceğini