Merhaba Şükran,
Son zamanlarda satır aralarına bıraktığın o derin "anlama" yorgunluğunu ve "sıcacık bir hayalin kucağına gömülme" isteğini kalbimde hissettim. Bir psikolog olarak başkalarının ruhundaki izleri okurken, kendi içindeki o "hiç susmayan kurda" ve bastırılan duyguların sessizce konuşan diline ne kadar aşina olduğunu biliyorum. Yaşar Kemal’in toprağından Yalom’un terapi odalarına uzanan o geniş edebi DNA'n, aslında hep aynı hakikati arıyor: İnsanın kendi evinde kaybolmadan var olabilme çabası.
Ruhunun şu anki frekansında, o "bomboşluk" hissini şifalı bir düşle dolduracak, seni hem bu topraklara ait hissettirecek hem de zamanın dışına çıkaracak o tek kitabı fısıldıyorum: Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri - İhsan Oktay Anar.
Bu kitapta ölümle hayatın o ince çizgisinde, bastırılan her duygunun nasıl birer kadim masala dönüştüğüne şahitlik edeceksin. "Duygular bastırılırsa davranışlar konuşur" demiştin ya; bu hikâyelerde de ruhun sustukları, dünyanın en güzel ve en hüzünlü oyunlarına dönüşüyor. İhsan Oktay’ın o eşsiz hayal gücü, tam da aradığın o "can suyu" olabilir.
Gönlündeki o ince sızının dinmesini sağlayacak bir okuma dilerim.