Bu profil okuduğum kitaplardan kendi hayatıma etkisi olacağını düşündüğüm satırları biriktirmek ve sonrasında göz atmak için oluşturulmuştur.
-Saygı talep edilmez, hak edilir.
23 Nisan 1920 önemli bir tarihtir, zira, bu tarihte milletimizin adı, devletin adı olarak konmuştur. Bu isim “Birleşik Devletler" tarzında bir isim değildir, bilakis, tarih boyunca var olan bir kavmin adının bir devlete verilmesidir.
Mondros sonrasında Mustafa Kemal’e, henüz İstanbul’a yeni gelmişlerken yaveri İtilaf Devletleri’nin donanmalarını kast ederek “Paşam, gelmişler" demişti. İstanbul limanı yabancı gemilerle doluydu. İşte o gün mavi göğün altında, masmavi Marmara’ya bakarak, “Geldikleri gibi giderler" dedi. Memleket her ne surette olursa olsun, işgalden kurtarılmalıydı ve kurtulabilirdi. Bunun için İstanbul günlerinde başta asker arkadaşları olmak üzere pek çok kesimle irtibat kurdu ve kurtuluş çareleri aradı. Yaklaşık altı aylık çalışmaları onu kurtuluşun Anadolu’dan başlayacağı görüşüne getirdi.
Kut’ül Amare Zaferi Britanya kamuoyunda hiddetli bir tepki yarattı. İngiltere iki asır boyunca, Napolyon savaşları dâhil, hiçbir yerde Birinci Dünya Savaşı’ndaki kadar uzun ve kırıcı muharebe ve çatışmalardan geçmemişti. Çarpıştığı temel düşman kuvveti Türk İmparatorluğu’nun ordularıdır. Bunun Britanya yönetici çevrelerinde yarattığı hiddet Mondros Mütarekesi’nde ve müteakiben görülecektir. 1916 yılının Nisan sonunda ise Britanya halkı ve politikacıları orduya karşı hayal kırıklığına uğramış, küçümseyici bir tenkit havası esmişti. Şunu ifade etmek gerekir ki, Kut’ül Amare, Çanakkale Savaşı’ndan sonra Britanya İmparatorluğu’nu zora sokan, politikalarını altüst eden ve imparatorluğun yenilmezliği inancını sarsan, dünya hâkimiyetine inanmış Britanya kamuoyunu şüpheye, hatta kaosa sürükleyen büyük bir zaferdir.
İttihatçılar İngiltere ve Fransa blokuyla ittifaka gitmek için uğraşmış olsalar da Batı’da Rusya tercih ediliyordu. Balkan Savaşı’ndaki facia nedense Türk ordusunu yakından tanımayan devletlerde bir boşvermişlik yaratmıştı. “Bu ordudan ve devletten hayır gelmez" havası ayyuka çıkmıştı. Buna karşılık Türk ordusunu, kara ordularını, modernizasyonu ve kumanda kademelerini daha iyi tanıyan Almanya bloku aynı fikirde değildi. Daha önce ifade edildiği üzere, İstanbul’daki büyükelçi Baron von Wangenheim ve Alman Bahriyesi mensubları Türklere karşıydı. Ama Türk askerî bünyesini iyi tanıyan Avusturya- Macaristan askerî ataşesi von Pomiankowski ve bazı müşavir Alman subaylar Alman Kaiser’ini Türkler lehine etkilediler ve Almanya Rusya’ya karşı Türkleri yanına kazanmak gibi bir politika güttü. Osmanlı İmparatorluğu’nu ittifaka aldılar ve sonun başlangıcı böyle yaşandı. İngiltere’ye ısmarlanan zırhlıların gelmemesi ve peşin ödenen paraya el konulması, Reval görüşmesi gibi gelişmelerle kader ağlarını örüyordu.