Tayfun Doğan

Tayfun Doğan
@Tayfun_dogan
bu profili not defterim olarak kullanıyorum. önemli bulduğum sonrasında dönüp tekrar bakarım dediğim noktaları paylaşıyorum. Bu paylaşımlar, alıntıladığım cümleleri onayladığım anlamı taşımaz.
14 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
İ. Kaypakkaya o dönemde faaliyet gösteren benzeri grupların önderleri gibi kitlelerden kopuk bir avuç aydının bireysel terörizmini esas mücadele biçimi olarak ele aldı ve bu görüşlerin teorisini yaparak bunları hayata geçirmeye çalıştı; buna uygun eylemlere girişti.
Sayfa 146 - Teori ve Politika Dergisinin 61. sayısı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Üç İstanbul
Puan vermedi·576 syf.·
2025 6. kitabı
NŞA... Lisede Kimya ve Fizik derslerinde bir kuralın geçerli olması için gerekli koşulları ifade eden üç kelimenin kısaltmasıydı. Normal Şartlar Altında... Normal Şartlar Altında su kaç derecede buharlaşıyorsa onun o derecede gerçekleşmesinin beklenmesi durumudur. Bazı durumlar hiçbir zaman NŞA'nın gerçekleşmeyeceği koşulları bize sunar. Üç İstanbul eseri Normal Şartların mümkün olmadığı bir dönemin Normal Şartları mümkün olmayan etkiselliklerini sunuyor bizlere. İstibdat, Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinin debdebesi bol, ayak oyunlarının bonkör olduğu toplumsal gerçekliği konu alan bir romandır Üç İstanbul. Adeta kitap, tarihte kendisine yer açmak için birbirini ittirerek yer kapmış üç dönemi ve bu üç dönemin insanlarını anlatır. Adnan karakteri baş karakterimizdir. Adnan Hukuk Fakültesinden mezun olmuş, gözü hep yükseklerde, kibirli, bulunduğu her ortamda fark edilmeyi bekleyen ve fark edilmediğini anlayınca da o ortamdan sıvışan kariyerist bir karakterdir. Roman kibirli bir dönemin içine doğmuş Adnan karakterinin yine en az kendisi kadar kibirli çevresi ile konuya girer. İstanbul'un kalburüstü çevrelerinde geçen olaylar Adnan üzerinden esasında dönemin köşk ahalisinin ahlaki zayıflığının ne derecede olduğunu hemencecik görmemizi sağlar. Adnan okuldan mezun olduktan sonra sırf kibri yüzünden avukatlık yapmak istemez. Paşaların, Nazırların ve dönemin seçkin isimlerinin yakınlarına Edebiyat ve Tarih dersleri vererek çevre edinir. Adnan öğretmenliğinin bu döneminde İstibdata karşıdır. İstibdat rejiminin zenginleştirdiği Hidayet'in konağına girip çıkar ve onun Hidayet ile bu ilişkisi Adnan'a birçok yerde kolaylık sağlar. Romandaki çerçeve bu konakta ismi geçen ahaliden ibarettir. İstanbul'un sırtıpek isimleridir bunlar. Adnan bu münasebetle hem buradan çevre
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,367 okunma
İttihatçılardan sorulacak hesap
- Adnan uzun süredir Ankara'dan Milli Mücadeleye katılması için bir telgraf beklemektedir. Süheyla ile konuşurlarken halayık haber getirir. Kalpaklı bir misafir gelmiştir. Adnan için Ankara'dan beklenen havadisin taşıyıcısıydır bu kalpaklı misafir. Aralarında Adnan'ın kendisinin Ankara'ya neden çağrılmadığına sitem eden şöyle bir konuşma geçer.- Adnan, memleketin Milli Mücadelecilerden hesap soracağını belirtir. Adnan: Şu hesabı ki memlekete yardım etmek isteyen arkadaşları Ankara'ya sokmadınız; ne Enver'i çağırdınız, ne Cemal'i" ... Misafir sigarasını bitirmeden ezdi ayağa kalktı; Adnan'a uzun uzun baktı: "Doğru söylüyorsunuz!" dedi; "memleket bizden bir hesap soracak. Ama bu sizin dediğiniz hesap değil; başka hesap." Adnan: "Hayır, başka sorulacak hesabınız, suçunuz yok." Misafir: " Hayır efendim; var!... Malum-ı âliniz ki çiftlik sahibi koyunları çobana otlatsın diye emanet eder. Çoban koyunları bir gün kurda kaptırır. Fakat kurttan kurtaramadığı koyunların pöstekisinden bir kanlı parça olsun kurdun ağzından kapar, sahibine getirir; sürünün kazaya uğradığını bununla ispat eder. Biz de sizin ellerinize bir vatan emanet ettik Beyefendi! Fakat üç kıtalı vatan haritasından, bize, siz bu kanlı pösteki kadar bir parça olsun getirmediniz. Biz size bunun hesabını yine sormadık. ' Bu hesabı niçin sormadınız' diye bu millet yarın bizden hesap isteyecek. İşte bizden sorulacak hesap budur Beyefendi."
Sayfa 536
Yalnızlık: Modern Dünyanın Cüzzamı
Yalnızlık, artık dört duvar arasında sessizce oturan birkaç mutsuz insanın özel derdi değil; modern dünyanın görünmez salgını. Tıpkı cüzzam gibi, fark edilmesi geciken, yayılması sessiz ama yıkımı derin bir hastalık. Eskiden cüzzamlılar şehir kapılarının dışında yaşar, toplumun bakışlarından uzakta unutulurlardı. Bugün ise milyonlarca insan kalabalıkların içinde, telefon ekranlarının parlak ışığında, kendi görünmez karantinasında yaşıyor. Modern yaşam, bizi “bağlantıda” tutan kablolarla örülü bir ağ kurdu, fakat bu ağ ruhlarımızı değil, yalnızca cihazlarımızı birbirine bağladı. Dostluklar, sevgiler, aile bağları; hepsi hızla tüketilen içerik gibi, hızlıca kaydırılan bir akışın içinde eriyip gidiyor. Yüz yüze bakmak yerine ekrana bakıyoruz, sesini duymak yerine bildirim sesini bekliyoruz. Yalnızlık, bedeni değil, varoluşu çürüten bir hastalık. Cüzzamlı birinin derisi nasıl hissizleşirse, yalnız insanın da kalbi yavaş yavaş hissizleşiyor. Kimseye güvenmemek, kimseyle bağ kurmamak, duygularını saklamak… Bunlar artık bireysel tercihler değil, hayatta kalma refleksleri haline geldi. Oysa bu salgının tedavisi bir ilaç değil, bir insan. Bir bakış, bir dokunuş, bir samimi söz… Yalnızlığın duvarlarını yıkacak olan şey, teknoloji değil; insanın insana gerçekten temas etme cesareti. Belki de modern dünyanın en büyük devrimi, yeniden birbirimizin kapısını çalmak olacak.