İslam bilginleri, göze görme kabiliyeti verildiği gibi fıtrata da Allah’ı tanıma ve O’na kul olma yatkınlığının verildigini söylerler. Ancak bir hastalık veya bir engel sebebiyle gözün görme yetisinden kısmen veya tamamen mahrum kalabildiği gibi insanın da özünde / fıtratında bozulmalar olduğunda bu özelliği zarar görebilir.
İnanmayanların dünya hayatında ortaya koydukları güzel eserler, insanlar için fayda sağlayan hizmetler değerli olmakla beraber Allah’a ve âhirete inanmadan yapıldığı takdirde karşılıkları da dünyada alınacak, âhirette sahiplerine bir fayda sağlamayacaktır. Zaten bunları yapanların da amacı dünya hayatıyla sınırlıdır.
Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 310-311
Siz cenneti elde etmek üzere yürüyecek olursanız, zorluğu aşmalısınız, imansızların üzerinize atacağı her seye göğüs germelisiniz. Onun için Mehmet Akif ne güzel söylemiş:
-Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz.
-Bu yol ki hak yoludur, dönmek bilmeyiz yürürüz.
Allah'a ibadet ve itaat yolunda önümüze cehennemi çıkarsalar, göğsümüze dayasalar, biz bu yoldan dönmeyiz. Kelebekler ve arılar çiçeklere giderken yollarını kimsenin engelleyemediği gibi, Afrika’nın ortalarından kalkan bülbülün Isparta’daki güllere doğru uçup gelirken, hiç kimsenin yolunu engelleyemediği gibi, müminin de cennete giden yolunu kimse engelleyemez.
İslamiyet’i kendi ruh, özellik ve karakterine çok uygun bulan Türkler, onu benimsedikten sonra; İslamiyet’i mükemmel bir şekilde hayatı uygulamışlar ve asırlar boyunca onu canlı tutmuşlardır. Türkler yiğitlik ve Cihangirlik temayülleri dolayısıyla savaşçıdırlar. İdareleri altına aldıkları kavimleri adalet üzere, barış içinde yaşatmayı devlet idaresinin temeli biliyorlardı.
İslamiyet, türklerin bu iki önemli temayülüne derin bir mana ve çekidüzen vermiştir.