Mesele 1938: Sadece okumak amacıyla kitapların kiraya verilmesi/kiralanması caiz değildir. Eğer böyle bir kiralama yapılırsa, bu kira sözleşmesi hukuken batıldır.
Mesele 1937: Bir kimsenin, sırf Kur'an okuyup sevabını ölüye bağışlaması için ücret karşılığında bir okuyucu (hoca/kâri) tutması caiz değildir. Çünkü okuyucu Kur'an'ı para için okuduğunda kendisi hiçbir sevap kazanamaz; hâl böyleyken ölüye neyi bağışlayacaktır?
Birincisi: Çok dua etmek. Allah'tan daima iyilikler yapıp kötülükleri terketmede başarılı olmayı istemek.
Matraf b. Abdullah şöyle demiştir: “Hayrın başı nedir diye düşündüm. Hayrın çok olduğunu gördüm; oruç, namaz... ve o Allah'ın elindedir. Madem hayrın hepsi Allah'ın elinde ve sende onu istiyorsun O da sana veriyor [o halde] demek ki, hayrın başı duadır.”
Ömer b. Hattâb (r.a.) şöyle demiştir: “Ben icabetin tasasını taşımıyorum ancak duanın tasasını taşıyorum. Eğer dua bana ilham edilmişse o vakit icabetin de beraberinde olduğunu bilirim.
Fudayl şöyle derdi: “Yadırgadığın tüm devrin değişmesi de kardeşlerin müsâmahasızlığı da [ellerinle işlediğin] günahların sebebiyledir.”
Ve yine şöyle denmiştir: Haramdan rızık elde edilmesi, salih amel işlemede başarılı kılınmanın azlığındandır.
İbn Mes’ud (r.a.) şöyle derdi: Benim kanımca kul, -tövbenin, ilmin, itaat üzere istikametin bereketi olmasa- işlediği günahı nedeniyle önceden bildiği ilmi unutur. Her hâlükârda kula ne isabet etmişse o onun için hayırdır. Kendisine isabet eden genişlik ise bu ona Allah Teâlâ'nın kendisine şefkati ve lütfudur. Darlık ise; bu da Allah Teâlâ'dan kendisine imtihandır.
Şöyle de denilmiştir: Cehâlet üzerine davrandığı için amelin ancak kendisiyle doğru-düzgün olacağı ilimden mahrum kalır. Şehvet üzere hareket ettiği için şüpheler kendisine keşfolunmaz. Aksine Allah Teâlâ'dan bir koruma görmeksizin işlerde kafası karışır ve şaşar. En doğru ve en efdal olanda muvaffak kılınmaz.