Hikmetin Gölgesinde

Hikmetin Gölgesinde
@Termani
Bir ömür Marifet ve Hikmet yolunda...
Medrese/Arabic
İlahiyat/sağlık yonetimi/Tarih
91 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
“Müfesserin hükmüne gelince: onunla, açıklandığı şekilde amel etmek vaciptir. Ayrıca kesin olarak delalet ettiği şey de bağlayıcıdır. Bununla birlikte, risalet döneminde eğer neshe elverişli bir hükümse neshedilme ihtimali vardır. Ancak Peygamber (s.a.v.)’in vefatından sonra Kur’an ve sünnetin her ikisi de muhkem sayılır; artık nesih ihtimali yoktur, çünkü vahiy sona ermiştir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hanefilerin makbul Delili :) ​(Hukuken ve dil yönünden) makbul ve geçerli te'vîlin bir örneği de şudur: ​"Her kırk koyunda, bir koyun (zekât olarak verilir)" hadis-i şerifindeki "koyun" lafzının, "koyunun değeri/karşılığı olan para" şeklinde yorumlanmasıdır (te'vîl edilmesidir). Bu durumda hadisin manası şöyle olmaktadır: Kırk koyuna sahip olan birinin vermesi gereken zekât miktarı; ya bir koyunun bizzat kendisidir yahut o koyunun değeridir. ​Bu te'vîlin gerekçesi (delili) ise şudur: Zekât ibadetinin konuluşundaki asıl şer'î amaç, fakirlerin ihtiyacının giderilmesidir. Bu temel gaye, fakire bizzat koyunun kendisini vererek gerçekleştirilebileceği gibi, o koyunun parasal değerini nakit olarak çıkarıp hak sahiplerine dağıtmakla da tam manasıyla gerçekleştirilmiş olur.
Zahir Nass bölümünde ders notu Gelişigüzel Te'vîl Olmaz: Bir hoca veya fakih kafasına göre "Bence bu ayet şu anlama geliyor" diyemez. Lafzın Arap dili kurallarına göre o manayı az da olsa taşıma ihtimali (احتمال) olmalıdır. ​Delil Şarttır (دليل يعضده): Zâhir manayı (örneğin ayetin ilk akla gelen doğrudan hükmünü) terk edip alternatif manaya geçebilmek için elinizde ayet, hadis veya akli bir fıkıh kuralı gibi çok güçlü bir gerekçenin/delilin bulunması şarttır. Aksi takdirde yapılan te'vîl "sahih" değil, fıkhen değersiz bir zorlama (te'vîl-i fâsid / fâsid te'vîl) olur.
Zahir/tahsis syf 187 Yüce Allah’ın: "Allah, alışverişi helal, faizi ise haram kıldı" (Bakara, 275) sözü, alışverişin genel olduğuna (her türlüsünü kapsadığına) ve helalliğine delaleti bakımından "Zâhir"dir. Ancak şarabın (içkinin) satılması bu genel hükümden istisna edilerek tahsis edilmiştir (özelleştirilmiştir), bu yüzden caiz değildir. Aynı şekilde kişinin henüz sahip olmadığı (yanında bulunmayan) bir şeyi satması ve Şâri'in (hüküm koyucu olan Allah ve Resulü'nün) yasakladığı diğer satış türleri de bu kapsamdadır. Dolayısıyla bu (yasaklanan) satışlar, ayetin zâhirinden (ilk bakışta anlaşılan genel manasından) elde edilen "helal alışveriş" genelliğinin içine girmezler.
​Mesele 1932: Bir kimse, bir şahsa herhangi bir kira bedeli almaksızın bir ev verse ve "Bu evde ücretsiz otur, ancak evin tamirat, bakım ve onarım (meramme) işlerini sen üstlen" diye şart koşsa, bu anlaşma hukuken caizdir. Fakat yapılan bu işlem bir kira sözleşmesi değil, fıkhen bir "âriyet" (karşılıksız kullanım ödüncü) sözleşmesi hükmündedir.