"I once had dreams of becoming a beautiful poet."
Lana bunu çıkış albümü olan Born to Die’ın EP’si olarak yayınlanan Paradise Edition’ındaki Ride şarkısının monoloğunda söylüyor ve bence kariyeri boyunca en çok gerçekleştirmek istediği şey buydu. Şarkılarında fazlasıyla onu edebiyat, sanat, müzik alanında etkileyen simaları zaman zaman direkt adlarıyla ya da eserlerinden bir mesajla gördük. Amerikalı şairler Walt Whitman ve Slyvia Path'in etkisini Lana'nın şiirlerinde de görmek mümkün, ki kendisi de onlardan etkilendiğini ister eserlerindeki mesajlar yoluyla ister sözlü bir şekilde dile getirerek bu zamana kadar birçok kez gösterdi. Lana ilham veren bir sanatçı. Sanata olan bakış açısıyla yaratıcı bir şekilde ondan etkilenmemek mümkün değil zaten.
İlk şiir deneyimi olan bu kitap Violet Bent Backwards Over the Grass, Lana'nın kariyeri boyunca çok iyi bir şekilde başardığı "storyteller" yani hikaye anlatıcılığı özelliğiyle ön plana çıkıyor. Bazı şiirlerinde tek başına güçlü biri olarak dururken bazılarında ise karşı cinsteki kişinin varlığına bir şekilde ihtiyaç duyduğunu okuyoruz. İnsanoğlu böyle değil midir zaten? Hepimiz bir noktada yanımızda birini istiyoruz. Lana bazı şiirlerinde bunu öyle yansıtmış ki sanki yanında biri olsa bile o hâlâ yalnız, yine de güçlü duruyor bir şekilde, "My thoughts have changed/ My voice is higher/ Now I'm over u".
Kitabın tasarımı inanılmaz hoş. "Never to Heaven" ve "Quiet Waiter- Blue forever" şiirlerinde yan sayfalarına taslak halini koyması çok samimi ve güzel bir detaydı. Bu iki şiir başta olmak üzere diğer şiirlerde de yapılması gereken düzenlemelerin, taslağın üstüne el yazısıyla acelece, nasıl not alınmışsa öyle bırakılmış olması bence inanılmaz yaratıcı ve insanın içini sıcacık eden bir detay. Kitabın içinde yer alan